Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
DOĞRUSU NASIL OLMALI?
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Değerli dil sevdalıları,

İnsanlar kendilerini bildikleri sözcük miktarı ile orantılı olarak ifade edebilirler denilmektedir. Bu söze büyük oranda katılmamak mümkün değildir. Ancak örnekleyecek olursak; ben 'masa'yı tanıyor ancak ismini bilmiyorsam onu insanlara tarif etmeye çalışırım, uzaktakilere anlatmak istiyorsam resmini çizer yollarım. Peki bu durumda karşımdaki masayı tanımıyor, bilmiyorsa ne olacak? İşte insanların sosyal ilişkilerini izah etmek yukarıdaki cümledeki kadar kolay değildir. Bir kişinin gece gündür sözcüklerle haşır-neşir olduğunu düşünelim, bu kişinin binlerce sözcük öğrendiğini varsayalım. Bu kişinin anlatacaklarını yazacaklarını anlamak, karşısındaki daha az sözcük bilenin anlayıp anlatacağından daha fazla olmayacaktır. Kimileri daha fazla anlayabilir. O zaman durum 'körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar' misali ya da moda tabirle entellikten ileri gidemeyecek ve dar bir alanda sıkışıp kalacaktır.

Bu bahsi başka bir yönüyle ele alacak olursak şunu da söyleyebiliriz: Çok sözcük bilen kişiler bu sözcüklerin ne kadar sihirli olduklarını bilemeyebilir. Sözcükleri (kimilerine göre) halk yaptığına göre ve bunlara yeni anlamlar yüklendiğinde durum ne olacak dersiniz? Dinleyen bunu, anlatanın vermek istediği anlamda mı (biliyor varsayımı ile) anlayacak, kendi bildiğince mi? Eğer anlatanın vermek istediği anlamı bilmiyorsa kendi bildiği anlamda algılayacağından dilde kargaşa çıkacak belki de olumsuz sonuçlar doğacaktır. Sözcüklerin anlamlarını bilmek kadar bunları cümle içinde yerli yerine oturtabilmek de ayrı bir marifet gerektirmektedir. En çok sıkıntı duyduğumuz husus da budur. Yanlış yere konulmuş bir sözcük ya da bir ek cümlede anlam değişikliklerine neden olabileceği gibi, cümle düşüklüklerine de yol açacaktır.

Benim gibi kendince okuyup yazan kişilerin yaptığı hatalar büyük bir kesime hitap etmeyeceğinden genellikle hoş görülebilir. Çünkü benim gibi sıradan insanlar bu hususta toplumun önünde olmayıp, onlara hataları ile örnek olabilecek, onları etkileyecek konumda değildir. Ancak farklı konumdaki günlük yayın organlarında kalıcı ve milyonlarca okuyucuya hitap eden yazarların, kötü örneklerle dili yozlaştırıcı hatalar yapmaya hakları yoktur. Bu kişiler yazdıklarını baskıdan önce tek tek, harf harf, her bir sözcüğün anlamını bilseler dahi tekrar tekrar kontrol ederek en ufak bir yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek şekilde kontrol etmek zorundadırlar.

Bunları neden yazıyorum. Günlük gazeteleri, dergileri hatta bazı ders kitaplarını okuduğumda öylesine basit anlam değişikliği veren, cümle düşüklüğü olan hatalar görüyorum ki bunlara bir okuyucu, bir dil sevdalısı olarak tahammül edemiyorum. Bu gerekçeyle bundan böyle bu sayfamızda gördüğüm (bence) "aykırılıkları", "doğrusunda tereddütlü olduğum yazıları", "böyle olsa daha doğru olmaz mı?" gerekçelerimle bu sayfalara aktaracağım.

Siz değerli dil sevdalılarından da "Nasıl olması gerekir?" arayışına, görüşlerinizi belirterek katkıda bulunmanızı bekleyeceğim.

Bundan amaç, Türkçesinden dolayı hep üzüntü duyduğumuz gençliğimizin dil konusunda gözden kaçan yanlış kullanımların farkına varmalarını sağlamak ve doğrusunun nasıl olması gerektiğini vurgulamak, açıklamaktır.

Saygılarımla.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Prş Nis24, 2014 22:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 10 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Nasıl Olmalı? Doğrusu Lütfen...

Vatan Gazetesi Ekonomi Sayfası 23 ocak 2007
Yazı: İddaa biterse İllegal Sitelere Gün Doğar.

Alıntı Cümleler:
İddaa'nın 1.5 milyar dolarlık yıllık cirosu var. 2.5 yılda devlete 400 milyon dolara yakın vergi aktardı,...
Kim 400 milyon dolar aktarıyor, iddaanın kendisi mi 400 milyon doları aktarıyor yoksa iddaayı yöneten ilgili kişiler mi aktarıyor? Aktarma işi bir fiil olduğuna göre burada iddaa'nın bu miktar parayı aktarması söz konusu olabilir mi? Doğrusu nasıl olmalıdır?
---------------

Kulüplere ise 210 milyon dolar gelir sağlandı. ... ancak 2. ve 3. Lig takımlarının İddaa geliri olmaksızın yaşaması kolay görünmüyor.
Bir de tabii işin illegal boyutu var.


Burada kullanılan görünmüyor sözcüğü yerinde kullanılmış mıdır? Eğer görülmüyor sözcüğü kullanılsa idi cümlenin anlamı ne olurdu? Ve yine haberi kaleme alan kişi Türkçe karşılığını bilmediği için mi acaba illegal sözcüğünü kullanmaktadır. Tam uyan sözcük ne olmalıdır?
---------------

Yazının içinden aktardığım yukarıdaki ifadelerin her birinde hatalar görülmektedir. Dokuz cümlelik bir yazıda bu kadar belirgin hatanın olması dikkat çekicidir. Kendi yorumlarımı vermiyorum ancak sadece konuyu açmak için bazı açıklamalarda bulunuyorum. Siz gönüldaşların Türk dili kuralları ile kurdukları cümlelerin ve yapacakları açıklamaların faydalı olacağı görüşündeyim.

Saygılarımla.

Yine Vatan gazetesi yukarıdaki tarih, sayfasındaki 'İddaa'nın ihalesi iptal edildi' başlıklı yazıdan...

... fakat araya Hrant Dink cinayeti girince iptal oldu.

Bu cümledeki iptal oldu sözcüklerinin beraber kullanımı ile eğer kullanılmış olsa idi iptal edildi sözcüklerinin vereceği anlamların hangisi doğru olurdu. Oldu ve edildi sözcüklerinin yüklediği anlamların neler olacağının, kullanılıp kullanılamayacağının açıklığa kavuşmasının faydalı olacağı inancındayım.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Cmt Şub14, 2015 22:42 tarihinde değiştirildi, toplamda 6 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Vatan Gazetesi Ekonomi Sayfası 23 ocak 2007
Yazı: Yapı Merkezi'nin yapacağı metroya startı Şeyh verdi

Alıntı Cümleler:

...Dubai Metrosu'nun yurtdışında aldıkları ...... "İhaleyi 2005 yılında aldık."

İhalenin alınıp alınamayacağı, "ihale" sözcüğünün gerçek anlamı ortaya konduğunda açıklığa kavuşacaktır. İhalelerin iki taraf arasında olduğu ve her iki tarafın da amacının ticaret yani kazanç olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Buna göre doğru ve yanlış cümle kurumunun, ifadelerin örneklenmesini katılımcılarımızdan görmek isterim.
-----------------

Metronun iki fazdan oluştuğunu.....

Faz sözcüğü yerine safha, devre sözcükleri kullanılsa idi anlatım daha zengin olurdu. Her nedense bu tür sözcükler sürekli insanların dimağlarına işlenilmeye çalışılıyor.
-----------------

Çok büyük bir projeyi çok kısa sürede ....

Yapılacak iş, proje belli olduğuna göre bu cümlede kullanılan "bir" sözcüğü yerine proje belli olduğundan "bu" sözcüğünü kullanmak gerekirdi. "Bir projeyi" neden olamayacağının açıklanmasında fayda görmekteyim.
------------------

Metro, sürücüsüz çalışacak.

Metro, içinde çeşitli sistemleri barındıran bir bütündür. Bunun sürücüsüz çalışması söz konusu olamaz. Olsa olsa metro trenleri, sürücüleri olmadan kontrol odalarındaki yönetimle "sürücüsüz olarak trenler" çalıştırılabilinir.
------------------

Türk-Japon konsorsiyumu, projeyi "design-built" olarak adlandırılan...

Yazan "design-built" yerine "proje-iş" deyebilirdi, ancak yazar eldili bilgisini ortaya koysun ki, okuyucudan daha üstün olduğu rahatlığını yaşasın!
-----------------

Vatan Gazetesi Gündem Sayfası 25 ocak 2007
Yazı: Mikro milliyetçilik...

... bu alçak cinayetin arkasından ...

Cinayetin alçağı olmaz. Cinayetin alçakçası olur. Gazetecilerimizin bu tür hatalar yaptıklarını gördükçe Türkçemiz açısından nerelerde olduğumuz hususunda şahsen korkuya kapılıyorum.

Gönüldaşlarımızın uygun görecekleri cümlelerle ilgili yorumlarını bekliyorum.
-----------------
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Ertuğrul Bey, hızınıza yetişemiyoruz. Araştırma ve yorumlarınız gerçekten ilginç.

Hemen kısa kısa ve basit anlatımla bir iki ekleme yapmak istiyorum.

iptal oldu yerine iptal edildi daha doğru bir kullanım olacaktır. Dikkat edilirse "olmak" sözcüğünden bir şeyin (kişinin) kendi kendine adı geçen işi gerçekleştirdiğini anlıyoruz. Oysa "etmek" eyleminde işin biri tarafından yapılması söz konusudur. Dans etmek, alay etmek gibi.

İptal oldu. Kendisi mi? Hayır, bu işi birileri tarafından gerçekleştirildi. O halde iptal edildi.

Yazar oldu. Kim? Kendisi. Çalıştı çabaladı oldu.
Hasta oldu, deli oldu, aşık oldu vb.

***************************************
Kulüplere ise 210 milyon dolar gelir sağlandı. ... ancak 2. ve 3. Lig takımlarının İddaa geliri olmaksızın yaşaması kolay görünmüyor.
...
Burada kullanılan görünmüyor sözcüğü yerinde kullanılmış mıdır? Eğer görülmüyor sözcüğü kullanılsa idi cümlenin anlamı ne olurdu?
...

Eylemlerde çatı oluşturan ekler söz konusu. (Belki ileride tamamını ayrıntılı olarak işlememiz gerekecek)
Bu eklerden bazıları tara-n-mak örneğinde olduğu gibi işi kendi kendine, dönüşlü olarak yaptığını yansıtır.
Ör: salla-n-mak, sev-in-mek, söyle-n-mek ... vb. (Yerine göre -n veya -ın)

Bazı ekler ise işin biri tarafından yapıldığını yansıtır.
Ör: sev-il-mek, gör-ül-mek, döv-ül-mek ... vb.

Bu örneklere bakarak sanırım yukarıdaki cümlede doğrunun hangisi olması gerektiğini çıkarabiliriz. Buna rağmen gör- eyleminin genellikle iki şekilde de kullanıldığı çok görülmektedir.

Bu ekler çok az rastlansa da zaman zaman biri diğerinin görevini üstlenmektedir.

Örneğin: üzülmek

Aslında buradaki -ül (-yl, -il, -ul) ekinin, işin başkası tarafından yapıldığını yansıtması gerekirken dönüşlülük kavramını üstlenmekte olduğunu görüyoruz. Yani üzülmek işini yapan kendisidir.

***************************

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Vatan Gazetesi Borsa - Finans sayfası 30 Ocak 2007
Yazı: Yılmaz: Küresel ısınma enflasyonu tehdit ediyor.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, kuraklık ve hava koşullarının önümüzdeki dönemde enflasyon üzerinde önemli bir risk olduğunu açıkladı.

Buradaki "kuraklık ve hava koşulları" ifadesi anlamsızlık içermektedir. Hava koşulları olumsuzluk kadar olumlu da olabilir. Eğer ifade "olumsuz hava koşulları ve kuraklık" olarak yazılsaydı bir anlam bütünlüğü meydana gelecekti.

Hayyam Garipoğlunun avukatları, söz konusu kefaleti bu sabah yatıracaklarını kaydetti.

Avukatlar kefaleti yatıracaklarını umuma belirtiyorlar, bildiriyorlar, açıklıyorlar. Buradaki kaydetmek ifadesi yanlış kullanılmıştır. Belirtmek, bildirmek doğru sözcükler olurlardı.

Vatan Gazetesi Ekonomi Sayfası 27 ocak 2007
Yazı: 200 euroluk laser ameliyat hastane telefonunu kilitledi.

Başlıktaki "laser ameliyat" ifadesi anlamsızdır. Böylesine bir mantıkla gidersek, kesme yöntemi yani "neşter"le yapılan ameliyata da "neşter ameliyat" dememiz gerekir. Halbuki ameliyat "lazer"le yapıldığına göre ifade "lazerle yapılan ameliyat" olmalıydı.

Yine aynı yazıda; "... fiyatların 200 euro olarak açıklanması, hastanenin santrallerinin yoğun talep yüzünden kilitlenmesine yol açtı." cümlesi bulunmaktadır.

Bir hastanenin telefonları kilitlenebilir ancak santralleri kilitlenmez zira bir işletmede bir santral bulunmaktadır. Diğer bütün telefonlara bu santralden bağlantı yapılmaktadır. Santral bir yerleşim yerindeki telefon gelgitlerini düzenlemek için bulunmaktadır.


Yine aynı sayfada;
Büyük Efes Oteli Swissotel Grand Efes İzmir adıyla 2007 yılının son çeyreğinde gerçekleşecek açılışına hazırlanıyor.

Cümlesi yer almaktadır. Burada da "hazırlanıyor" sözcüğü kullanılmış. Hazırlanan kim? Efes otelinin kendisi mi? Efes oteli açılışa kendi kendini mi hazırlıyor? yoksa açılışa Efes otelini birileri mi hazırlıyor? Basit bir cümlede bu anlam farklılıklarını görebiliriz; "Oğlum annene sor bakalım parka gitmek için hazırlanıyor mu?" ve "Bu nedir ki böyle düğmesiz?... Bu yeni moda bir ceket, bak şu şekilde giyiniliyor!" benden söylemesi. Dilimizle artık cansızlara da hareket vermeye başladık. Canlıları ise cansızlaştırıyoruz. Tıpkı dilimize yaptıkları gibi.

Sadece ekonomi sayfasında 18 adet hata belirleyebildim. Daha fazla yazmak isterdim ama içim karardı. Her gün okuduğum gazetelerde onlarca böylesine vahim hatalar buluyorum. Çok üzücü bir durum. Ancak yazmaya devam edeceğim. Sadece bana yardımcı olmanızı dilerim. Yazmak benden doğruları ortaya koymak sizden.

Saygılarımla.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Sal Hzr24, 2014 18:17 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Bir katılımcımız demiş ki:
Tam olarak tarihini hatırlayamıyorum. Sanırım, 2006 yılının ekim ayında üniversitemizi onurlandırmıştı.


Saygın bir ilim adamının bir üniversiteyi ziyaretinde verdiği konferanstan dolayı duyduğu memnuniyetin ifadesi olarak sarfedilen sözlerden bir cümle yukarıdaki alıntıda bulunmaktadır. Bu alıntıda geçen "onurlandırmıştı" ifadesinin kullanım şeklinin doğru olup olmadığını merak ediyorum! Gerekli açıklamanın yapılacağını umut etmekteyim.

Saygılarımla.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Evet, Görev Başta Öğretmenlerimize Düşüyor
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 19 Şub 2005
Bildiriler: 289
Şehir: Yarımca-Körfez/Kocaeli
Alıntıyla Cevap Gönder
Sitedaşımız Ertuğrul Ölçe, yürekler acısı bir duruma, dilimizin özensizce kullanılışına ilişkin görüşlerini, duygularını aktarıyor. Bildirisine koyduğu başlıktan anlıyorum, ‘dili doğru kullanmayı öğretme’de görevin en başta Türkçe öğretmenine düştüğü düşüncesiyle...

Doğru.

Öte yandan, Ölçe’nin dilimizi özensiz kullananlara ilişkin basın-yayın bağlamındaki saptamaları da doğru. Konunun bu yanına ‘neden-sonuç ilişkisi’ yönünden de bakmak gerekir; ama, başka bir başlık altında... Benim düşüncem böyle. Öte yandan, dilimizin doğru kullanılmasını öğretme, dilimizi, onu yaralayan etmenlere karşı koruma ve aldığı yaralardan arındırma görevinin her dilseverin, ama öncelikle öğretmenlerimizin görevi olduğu görüşündeyim. Yalnızca Türkçe öğretmenlerimizin değil, bütün öğretmenlerimizin...

Bu arada, tepedeki başlık bana, bir yıl kadar önce Yazışmalığımız’ın Serbest Kürsü bölümünde sunduğum bir bildirimi anımsattı. Öğretmenlerimizin işinin artık ‘daha da’ zor olduğunu anlatmaya çalışmıştım. http://www.dilimiz.com/forum/viewtopic.php?t=1052&highlight bağlantısındaki o bildirimden bölümler vermek istiyorum. Ölçe’nin konu başlığının çerçevesine giren bölümler...

Giriş:
“Bu başlığı laf olsun diye koymadım; evet, öğretmenlerimizin işi artık daha da zor. ‘Daha da’ demem, bu mesleğin, ortaya çıkışından bu yana bir ‘zor zanaat’ olduğunu belirtmek istememdendir. Analık, babalık ve sevmek gibi... Dahası, ‘öğretmenlik’ bunların toplamını da içerdiğinden...
Sözü uzatmayıp hemen ‘daha da zor’ olma olgusuna geçeyim:
Bir apartman komşum var; oğlu ilköğretim dördüncü sınıfta. Öğretmenleri, yarıyıl tatiline girmezden birkaç gün önce bir sınav yapmış, sonra da, bu sınavın belgelerini (soru kitapçığını, yanıt kâğıdını, değerlendirme sonucunu) velilere göndermiş. Sınavın adı, kısaca, ‘birinci dönem başarı değerlendirme sınavı’. Sınav, Türkçe, sosyal bilgiler, matematik ve fen bilgisi derslerinden yapılmış; test yöntemiyle... Her dersten yirmi soru sorulmuş.
Çocuğunun sınavda ne yaptığını görmek için belgeleri inceleyen komşum, eski bir öğretmen olduğumu bildiğinden, takıldığı kimi noktaları sormak için bana geldi. Bu sınavla tanışmam böyle oldu.”

Bu girişten sonra, “... her dersten birer soruyu, bunlara ilişkin irdelememelerimi (saptama, açıklama ve düzeltmelerimi) altlarında sunmak üzere soru kitapçığından aynen aşağıya alıyorum” diyerek örnekler vermiştim. Bildirimim son bölümü de şuydu:

“Komşum, çocuğunun sorulara verdiği yanıtların doğru ya da yanlış olmasıyla ilgileniyordu sadece; sorulardaki dil yanlışlarını ayrımsamamıştı. Bu arada, sekiz-on soruyu anlamamış, üç-beş soruyu da yanıtlayamamıştı. Pek doğal bir durum... Her ana-babadan, veliden, yukarıdakilere benzer bir irdelemede bulunmasını bekleyebilir miyiz?
Yanlış, eksik, fazla yanları olabilecek bunca irdelemeyi buraya niye taşıdığıma gelince...
Öğretmenlerimizin işinin artık daha da zor olduğu savımı kanıtlamak için getirdim onları önünüze. Dilimiz konusundaki özensizliğimiz, umursamazlığımız, aldırmazlığımız, duyarsızlığımız, aymazlığımız, sevgisizliğimiz, bilgi yoksunluğumuz, bilgisizliğimiz ne boyutlara gelmiş, işte onu belgelemek için döktüm onları sayfalara. Bilgi sergilemek için değil... Siz bunları bilmiyorsunuz, demeye getirmek için hiç değil...
*
Yıl ya 1947 ya ’48; ortaokul ikinci sınıftayım... Hiç unutmuyorum, matematik hocamız, matematik kitabının içkapağını açmış, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, o bildiğimiz, ortasında meşale olan açılmış kitap biçimindeki belirtkesi ile kitabın adı arasındaki boş alana avucuyla sert sert vurarak şöyle demişti: “Fransa’da ders kitaplarının burasında, ‘Bu kitapta yanlışlık yoktur’ diye bir yazı olur. Bizde de olmalı!” Yaşıyorsa Tanrı daha nice ömürler versin, göçüp gittiyse rahmet olsun, Hüseyin Bey, o ders kitabındaki bir problemde verilerin eksik olmasına işte bu sözlerle tepki göstermişti. Hocamızın tepkisi büyüktü: yüksek ve sert bir sesle konuşmuştu; duruma çok kızmıştı; kitapta eksiklik olmasını kabul edemiyordu... Sonra sonra şunu anlayacaktım ki, Hüseyin Bey, kitaptaki bu yanlışlığı daha önce görmediği için daha çok kendisine kızmıştı.
*
Şimdi?!...
Şimdi nereye gelmiş olduğumuzun yanıtı yukarılarda.
Ve öğretmenlerimizin işi artık daha da zor...”

* * *
Öğretmenlerimizin işi, Ölçe’nin verdiği örnekler yüzünden artık olabildiğince zor.
Kullanıcı kimliğini gösterİnal Karagözoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Vatan Gazetesi Gündem Sayfası 3 Şubat 2007
Yazı: Can Ataklı köşesi "CHP hangi adaya razı?"

CHP hangi adaya razı?

Bu sorunun ne anlama geldiğini yazıyı okuduğumuzda anlayabilmekle beraber, müzip bir anımızda "Bu sorunun cevabını biz okuyucular bilemeyiz. Parti yönetiminde bulunanlar, Bozcaada'yı mı, Büyükada'yı mı yoksa bir başkasını mı? isterler tercihleridir." olarak cevaplamamız mümkündür. Bu soru cümlesinin doğru olan şeklinin ne olması grektiğini sanırım birilerimiz yazacaktır.
-----------------------------

Vatan Gazetesi Gündem Sayfası 3 Şubat 2007
Yazı: Can Ataklı köşesi "Cumhurbaşkanlığı seçimleri hızla yaklaşıyor"

"Cumhurbaşkanlığı seçimleri hızla yaklaşıyor"

Bu cümle ile okuyucuya "Cumhurbaşkanlığı seçim zamanına yaklaştığımız" (Eğer birkaç Cumhurbaşkanı seçiliyorsa yada çok sayıda seçim yapılıyorsa) anlatılmak istenmektedir.

Fizik ilmi bize, zamanın bir hız olduğunu, zamanın hızının değişken olmadığını söylemektedir. İnsan unsurunun fizik kurallarına müdahalesi olamayacağına göre "Cumhurbaşkanlığı seçiminin/lerinin 'hızla' yaklaşması"da söz konusu olamaz. Ayrıca zaman geçmişten geleceğe akmaktadır. Yani bizler geçmişten geleceğe doğru yolculuk yapmaktayız. Cumhurbaşkanlığı seçimi gelecekteki bir tarih noktasında bulunduğuna göre; "Cumhurbaşkanlığı seçimi" bize yaklaşmamakta bilakis bizler "Cumhurbaşkanlığı" seçimine yaklaşmaktayız. Aramızdaki zaman an ve an daralmakta, kısalmaktadır.

Yazar cümlesinde "zaman daralıyor", "zaman kısalıyor", "az zaman kaldı" gibi ifadeler kullansa idi dilin anlatım mantığına ters düşmez, düzgün bir ifadede bulunmuş olurdu.

Sonuç olarak; "Cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaşırken", "Cumhurbaşkanlığı seçimine az bir süre kala..." gibi cümleler anlatılmak isteneni karşılayabileceği açıktır.
--------------------------

Vatan Gazetesi Gündem Sayfası 3 Şubat 2007
Yazı: Can Ataklı köşesi "Katilin eline bayrak verilmesi siyasal kadrolaşma sonucu"

"Ama bu hassasiyetin gösterilip gösterilmeyeceğinden kuşkuluyum"

Bu cümlede iki ihtimal bulunmaktadır. Hassasiyet ya gösterilecektir ya da gösterilmeyecektir. Bu iki ihtimali de öngören yazar, yazısıyla neyin kuşkusunu duymaktadır? İhtimallerden biri olan "gösterilmeyeceğinden" ifadesini alalım ve cümleyi şu şekilde kuralım; "Ama bu hassasiyetin gösterilmeyeceğinden kuşkuluyum" cümlemiz olumsuzdur ve olumsuzluktan kuşku duyulmaktadır. Yazarın "hassasiyet gösterilmemesini istemesi" söz konusu olamaz. Yazarın istediği, kastettiği bu değildir. Diğer "gösterilip" ifadesini cümle içinde kullanırsak cümle, "Ama bu hassasiyetin gösterileceğinden kuşkuluyum" olmaktadır ki; yazar bunu istemektedir. Bir başka ifade ile "hassasiyet gösterilmesini" istemektedir. Basit bir mantık hatası böylesine bir hataya sebep olmuştur. Dilimizin matematik dili olduğunu unutmayalım.
--------------------------


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Sal Tem15, 2014 15:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 22 Nis 2006
Bildiriler: 274
Şehir: Adana
Alıntıyla Cevap Gönder
Yaklaşmak için sizinle aynı düşünceleri paylaşmıyorum. Yaklaşmak iki yaka (uç/taraf) için de geçerlidir. Düzlemde belirlenen A ve B gibi iki noktadan bakış açımız belirleyici olsa gerektir. (-) A uçtan bakan için A B'ye yaklaşacak; B (+) uçtan bakan için B A'ya yaklaşacaktır. Yani yaklaşmanın karşılıklı olduğunu düşünüyorum. Yanaşmak dersek o durumda dediğiniz uygun düşer.

Saygılar
Kullanıcı kimliğini gösterkekmeg_er tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın kekmeg_er,

Yorumunuzda belirttiğiniz "yaklaşmak" sözcüğünün verdiği anlam sizin açıklamanız gibidir ve doğrudur. Dilin etkin kullanımı sözcüklerin kullanım sihrine vakıf olmakla mümkündür. Sizin açıklamış olduğunuz " (-) A uçtan bakan için A B'ye yaklaşacak; B (+) uçtan bakan için B A'ya yaklaşacaktır. Yani yaklaşmanın karşılıklı olduğunu düşünüyorum." izahında katılamadığım husus; tarih belirli bir noktada sabitken, zaman içinde o tarihi noktaya kadar bizim (tarihe doğru) hareket ediyor olmamızdır. Yazımı okuyacak olursanız benim itirazım "yaklaşmak" sözüğünün kullanım biçiminedir. Yukarıdaki cümlede belirtiğim sihir sanırım buralardaki gibi ayrıntılarda bulunmaktadır.

Saygılarımla.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Cum Şub09, 2007 14:19 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Vatan Gazetesi Gündem Sayfasy 3 Şubat 2007
Yazı: Can Ataklı köşesi "İktidar 'derin devlet' tartışması açarak hedefi şaşırtıyor"

İktidar 'derin devlet' tartışması açarak hedefi şaşırtıyor

Yukarıda verdiğimiz başlık, anlam değişikliği veren ve amacına uygun bir ifade değildir. Cümlede iktidar, hedef şaşırtma gibi sözcüklerle beraber gizlenilmiş muhalefet ya da muhatapları da bulunmaktadır.

Yazının içeriğinden anlaşıldığı kadar; İktidarın, bahsi geçen konuyu muhalefetin dikkatinden kaçırmak istemesidir. Bu dikkatten kaçırma eylemini de yazar "hedef şaşırtma" ile izah etmek istemiştir.

Yazı başlığında bulunan "hedefi" şaşırtma deyimi ile ifade edilmek isteneni irdeleyecek olursak, "şaşırtma" eyleminde bulunan iktidardır. Şaşırtılan ise muhalefet olması gerekirken "hedefin" sözcüğünün şaşırtılan olduğu anlamı çıkmaktadır. İktidar kimi şaşırtmaktadır? Yazıdan anlaşıldığına göre muhalefeti, muhatabı olan kesimleri şaşırtmaktadır. Nasıl şaşırtmaktadır? Hedef değiştirerek şaşırtmaktadır. Yani ‘hedef’le, hedefi oynatarak şaşırtmaktadır. Ancak başlıkta bulunan ‘hedefi şaşırtıyor’ sözcüklerinden anlaşılan 'hedef’in şaşırtıldığı'dır. Daha açık bir ifade ile şaşırtılan ‘muhalefet’ olması gerekirken şaşırtılan ‘hedef’ olmuştur. ‘hedef’ kavramının şaşırtılamayacağı da aşikardır.

Sonuç olarak başlıktaki “Muhalefetin hedefi şaşırması (şaşırtması değil)” halinin gerçekleşmesi için ‘hedef’in uygun zamanlar içinde yer değiştirmesi gerekmektedir. Cümle içindeki ‘hedefi’ sözcüğü ‘hedef’ olarak değiştirildiğinde söylenmek istenilen uygun cümle kurulmuş olacaktır.
------------------------------------

Yine aynı yazının alt sıralarında,
"Bugün Türkiye'de herkes derin devlet tartışması yapabilir, bu konudaki fikrini söyleyebilir. Bazıları hariç. Bunların başında da Başbakan gelir. Bir Başbakan bu konuda şikayet etme makamı değil, işi çözme makamıdır."

Yukarıdaki "Başbakan bu konuda şikayet etme makamı değil" cümlesinde geçen ifadede Başbakan için 'makam' anlamı verilmiştir. Halbuki Başbakan bir makama sahiptir. Sahip olduğu makama da 'Başbakanlık makamı' denilmektedir. Kim-Ne sorgulamasına göre "Başbakan makam" ise tamamen anlamsızdır.
------------------------

Yazının devamında "Çünkü tıpkı eski olaylarda olduğu gibi aynı şark kurnazlığı ile ......" denmektedir. Bilinen şudur ki, "şark kurnazlığı" dilimizde bir deyimdir. O halde "şark kurnazlığı" deyimi uygun bir şekilde vurgulanmalıdır.
------------------------

Sadece bu makalede buraya aktarmadığım irili ufaklı 9 ayrı hata bulunmaktadır.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Sal Tem15, 2014 15:56 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Vatan Gazetesi Gündem Sayfası 3 Şubat 2007
Yazı: Orhan Pamuk'a "orman işgali" davası açıldı.

"ADALAR Orman Şefliği, hissedarı olduğu 612 m2'lik arsa orman alanında göründüğü için, Nobelli yazar Orhan Pamuk hakkında "orman işgali"nden Adalar Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dava açtı."

Öncelikle belirtmek gerekirki Orman Şefliği davayı Orhan Pamuk aleyhine açmıştır. Ancak yazıda orman şefliği, sanki Adalar Asliye Hukuk Mahkemesi aleyhine dava açmış gibi bir kurgu yapılmıştır.

Cümle; "ADALAR Orman Şefliği, ... Nobelli yazar Orhan Pamuk hakkında "orman işgali"nden dolayı Adalar Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtı." şeklinde olmalıydı.
-----------------------

Aynı cümle içinde "Nobelli yazar" ibaresi yer almaktadır. Bir kişi gözlüklü, hastalıklı, paralı olabilir, ancak Nobelli olamaz. Olsa olsa nobel ödüllü olabilir.
-----------------------

Yazının bir başka yerinde, "... tapunun iptal edilmesini, üçüncü kişilere .... ve arsanın kurum adına tescil edilmesini istedi." cümlesi bulunmakta ve Orman Şefliği mahkemeden arsanın kurum adına tescil edilmesini istemektedir. İstemek ile talep sözcükleri her ne kadar eşanlamlı gibi gözükseler de aynı anlamları karşılamamaktadırlar. İstemekte kesin bir kararlılık belirginliği, hak etmişlik kararlılığı bulunurken, talepte ise yetkinin yani erkin takdirine rıza göstermek bulunmaktadır. Adaletin kararına rıza göstermek durumunda olduğumuza göre cümledeki "istek" sözcüğü yerine "talep" sözcüğü kullanılması doğru olacaktır.
---------------------

Yine aynı yazıdaki bir başka cümle "Bu arada mahkeme Orhan Pamuk'un adresini bulmakta çok zorlandı. ..... ve ABD'ye uçmadan önce dava dilekçesi kendisine tebliğ edildi." şeklindedir.

Mahkemeler davalıya dava dilekçesi tebliğ etmezler. Mahkemelerin yollamış olduğu bu (tebliğname) bildirime "davet, celp" denmektedir. Dolayısıyle Mahkeme davalıya "Mahkemeye davet mektubu yada Mahkemeye celp evrağı" yollamaktadır. Davet dilekçesi değil.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
'Ystemde Bulunmak'la Y? Bitmiyor
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 19 Şub 2005
Bildiriler: 289
Şehir: Yarımca-Körfez/Kocaeli
Alıntıyla Cevap Gönder
"İsteyenin bir yüzü, vermeyenin (isteği yerine getirmeyenin) iki yüzü kara" olduğuna göre, Orman şefliği, derdini, 'istemek' eylemliğiyle ortaya koyabilir. "... arsanın Kurum adına tescili isteminde bulundu" denseydi, daha iyi olurdu, o başka. Yalnız, buradaki 'tescil'i ne yapacağız? Ve dilimize Yunancadan gelmiş olan 'tapu'yu?
Kullanıcı kimliğini gösterİnal Karagözoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Arl 2006
Bildiriler: 244
Şehir: Mersin
Alıntıyla Cevap Gönder
Bildiğim kadarıyla "istemek", "talep"i de kapsayan bir eylem. İnal Bey'e katılıyorum, "isteminde/isteğinde bulunmak" bir rızâ göstergesidir. Aslında yakın anlamlı bir eylem daha var: "dilemek". Bu arada "tescil" ve "kayıt" gibi kavramlar için bence "saklamak" ve özellikle "belge"nin kökenine bakmak yararlı olur diye düşünüyorum.

Önemsiz ek:
Alıntı:
Ayrıca zaman geçmişten geleceğe akmaktadır.

Bu olgu "bize göre"dir. Başka gözlemcinin geleceğinin bizim geçmişimiz olduğu durumlar da fiziksel olarak tanımlıdır. Bu durumda "yaklaşmak" yanlış değildir, tersine doğaya uygun bir mecazlamadır; aslında söylem mecazî değil gerçekçi olmuş olur.

Saygılar...
Kullanıcı kimliğini gösterOktayD tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Nereden Nereye...
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 19 Şub 2005
Bildiriler: 289
Şehir: Yarımca-Körfez/Kocaeli
Alıntıyla Cevap Gönder
Şimdiki kuşak, -otuzuna yeni yeni yaklaşanlar demek istiyorum- İstanbul’da Sirkeci’de, önce adliye binası olarak kullanılan, şimdi de bir otele dönüştürülmüş bulunan Sansaryan Han’ı pek bilmeyebilir. Biz ona ‘Sansaryan Hanı’ diyelim, bir zamanlar burasının, ‘sağdan/soldan/ortadan’ pek çok kişiyi ‘ağırlamış’ olduğunu söyleyeyim; Birinci şube’de başlayan ‘ağırlama’ burada doruğa çıkardı. Yazgıya bakın, kötü ünü tarihin acı sayfalarında kalsın, bu bina hep birilerini ağırlıyor... Bir zamanlar Attilâ İlhan’ı da ağırlamıştı: İlhan, on alty yaşındayken bir kız arkadaşına yazdığı mektubu Nâzım’dan dizelerle süslediği için karakola düşmüş, ilerki yıllarda da o çizgiyi izleyerek bu hana dek gelmişti...

Han’ın kısa aralıklarla ‘ağırladığı’ kişiler, ‘müseccel’ komünistler/ırkçılar ile ‘iş’e kıyısından köşesinden bulaşmış olanlardı. Bunlar, ‘fişlenmiş’ kişilerdi.
* * *
Dilimize Arapçadan gelmiş olan müseccel, tescil, sicil sözcükleri aynı kökten: tescil edilmiş, sicile geçirme(k), sicil. Sicil, kayıt defteri, kütük demek; sözcüğün, bir görevlinin çalışması, işindeki başarısı, tutum ve davranışı vb. durumlarının yazılmış/işlenmiş olduğu belgeler diye açıklayabileceğimiz bir anlamı daha var. Bu Arapça sözcüklerden eklerle, yardımcı eylemliklerle yeni yeni sözcükler yapmışız: tescilli, tescil etmek, sicil vermek vb... Sicili bozuk, müseccel hırsız vb. yapıda sözlerimiz de var.

Tapuya gelince... Hemen yukarıda kütük sözcüğünü kullandım ya, bu sözcük benim için yeterli. Tapuya tescil etmek yerine taşınmaz kütüğüne/yer kütüğüne işlemek derim, olur biter: “... Orman İdaresi, sözü edilen taşınmaz üzerinde var olan iyeliğin kaldırılarak burasının üçüncü kişilere satışına önlem konması ve bu yerin taşınmaz kütüğünde Kurum adına işlenmesi isteminde bulundu.”
__________
Kaynak:
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=03.02.2007&Newsid=106887&Categoryid=1
Kullanıcı kimliğini gösterİnal Karagözoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
DOĞRUSU NASIL OLMALI?
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 7 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2