Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
YA?LANMAK YA DA YHTYYARLAMAK
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
YAŞLANMAK YA DA İHTİYARLAMAK!!!

Yaşlanmakla ihtiyarlamayı karıştırıyoruz hep. Hatta aynı şey sanıyor, sayıyoruz da. Yanlış efendim. Aynı süreçse de kastedilen, içerikleri ve ulaşılan hedef farklı çünkü.

Dünyaya geldiğimizin ertesi günü yaşlanmışızdır bir günlük de olsa. Bir yaşını geride bıraktığında yavrumuz, aklımızın köşesinden geçmez yaşlandığı, oysa bir yıl yaşlanmıştır. Demez miyiz bir yaş aldı diye?

Önemli olan; gün be gün, adım adım yol alınan o yaşlanma sürecini iyi değerlendirmek. Geçtiğimiz yollarda güçlü ve güzel izler bırakmak. O yollarda yeşermiş artı değerlerden, olabildiğince çok derlemek ve geliştirmek değil mi kendimizi son nefesimize kadar. Ve veda ederken sevdiklerimiz yanı sıra yaşadığımız dünyaya, bu değerleri aktarıp miras bırakmak, ardımızdan da hayır ve o artılarla anılmak değil mi olması gereken. Olmuşsa, oluşturabilmişsek bu mutlu sonu; yaşlanmışızdır kaçınımsız ama asla ihtiyarlamamışızdır.

İhtiyarlamak çok başka bir duygu ve oluşum. İdeallerle, çalışmakla, yaşama bakış açısıyla ilintili bir süregelim. O nedenle ki yirmi beş, otuzlu yaşlarda pek çok ihtiyar görmekteyiz çevremizde, yetmiş, seksen yaşındaki gençlerin yanı sıra.

İdealsiz insan, üretmeksizin yaşayan, yaşamı bomboş, yemek içmek ve uyumaktan ibaret insan, bırakın ihtiyarlamayı, yaşamıyor, ölüdür hatta. Her yaşın bir güzelliği, o güzellikleri güzellik yapan bir takım değerleri vardır. Olmalıdır da.

Belli bir yaşa gelinince, çekip eli eteği her şeyden, bir köşede ölümü beklemek, özlemek hatta ne zaman alacak emanetini, bir an önce alsa da çekip gitsem, böyle boş boş beklemenin anlamı yok duygularına kapılmak. Ya da artık burayla işim bitti deyip, kendini gideceği yere hazırlamak, o güne dek yapmamış, yapamamış olduklarının, borçlu gidecek olmanın bu anlamda telâşıyla.

Gençlik yılları bir koşturma, bir yaşama telaşıyla nasıl olduğu anlaşılmaksızın, pek çok özlemin yoksunluğu, zaman yetersizliğiyle uçup gidiyor farkındasız.

Bu yaşlanma sürecinde, o koşturmaların meyvesi alınmıştır artık. Evimiz vardır başımızı sokacak, arabamız ulaşımlarımızı kolay ve rahat kılacak, çocuklarımız tamamlamış öğrenim sürelerini, işlerini, eşlerini bulmuş, bir de torun vermişlerdir dünya tatlısı, borçlar ödenmiş, hatta birkaç kuruş birikimimiz de vardır bir kenarda, kötü günler ve kefen parası diye ayırdığımız. Sağlığımız da yerindeyse, ufak tefeklerini de, eh o kadar olacak deyip de göz ardı edebiliyor ya da umursamayabiliyorsak bundan büyük haz mı olur? Ne âlemi var şimdi bir köşeye çekilip de, kalan sayılı günlerin çetelesini tutmanın.

İşte artık yaşama zamanıdır yaşayamadıklarımızın, işte artık yapma zamanıdır yapamadıklarımızın, biraz geç, biraz yoksun da olsa bahar yaşamaların, umutlar yeşertmelerin. Pek çok konuda, daha yetkin, daha ileri görüşlü ve birikimliyizdir yıllardır edine geldiklerimizle. Solmaya yüz tutmuş yapraklarını kurumaya bırakmak yerine, daha bir yeşertmenin, yeni yeni ürünler vermenin, ikinci ama daha bilinçli, daha doygun baharlar yaşamanın zamanıdır artık. En büyük şans verilmiştir bize değerlendirmemek olmaz, hâlâ hayattayızdır çünkü. Önce bunun kıymetini bilmenin şükrüyle sarılmalıyız ideallerimize. Pek çok kişiye verilmeyen verilmiştir, zaman verilmiştir, ideallerimizi özlemlerimizi yapılandırmaya. Öncelikle şükretmeliyiz, dediğim gibi bize bu imkân verildiği için, daha yolun yarısına varamadan göçüp gidenleri düşünerek.

Pek çok sanat dalında çalışmalar yapmak, eserler vermek, sergilemek istemişizdir yıllardır. El becerilerimizi yapılandırmak, yardım derneklerinde çalışmalarda bulunmak, seyahatlere gitmek, uzaktaki akrabalara ziyarette bulunmak dünya gözüyle, birikimlerimizi yazıp yayınlamak, çiçekler, sebzeler yetiştirmek, toprakla uğraşma olanağımız varsa. Yine olanağımız var ve yalnızlıktan şikâyetçiysek; can yoldaşı bir genci paydaş etsek evimize ve yaşamımıza, eğitimini ve diğer yaşamsal gereksinimlerini karşılasak maddi gücümüzün yeterince, yaşama bir değer katsak ve kazandırsak böylelikle. Ne bileyim, ne özlemimiz varsa yaşama geçiremediğimiz, zaman ayıramadığımız o güne dek, hangisine imkânımız varsa onları hayata geçirmeye çalışsak. İçimizde bir yerlerde o güne dek gizleyip baskıladığımız çocuğu, genci çıkartıp gün yüzüne, yaşayıp yaşatarak, yaşlanmayı engelleyemez, ama ihtiyarlamayı tanımaksızın yaşayabiliriz yaşayabildiğimizce.

Ve Hz. Muhammed; sağlığa, yaşama ve insan ilişkilerine yönelik ibretli önerilerinin her birinde olduğu gibi, o meşhur önerisinde de ihtiyarlamaksızın yaşlanmanın yolunu göstermiştir bir yerde de:

HİÇ ÖLMEYECEK GİBİ BU DÜNYA
YARIN ÖLECEK GİBİ ÖBÜR DÜNYA İÇİN ÇALIŞIN!!!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
ÇATI KATINDAN BODRUMA
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
ÇATI KATINDAN BODRUMA

Yine minik bir öyküyle ba?layaca?ym payla?ymyma. Çaty katynda oturmakta olan biri, bir gün sykylyp, binanyn bodrum katyna ta?ynyr. Ziyaretine gelen dostlary ?a?yryr: Yahu, çok güzel bir evin vardy, hele ki o manzaranyn harikuladeli?i, byrakylyr my o ev, ne i?in var bu bodrum katynda? Üstelik pencereler tavana yakyn, hiçbir yer görmüyor, gökyüzünü bile göremiyorsun, önünde koca bir duvar.
Açyklar o ki?i bu garip görünü?lü hareketini: Orada evim çok güzel ve rahatty, manzara da öyle, çok mutluydum huzurlu, ama hep bir eksik vardy. Hep kendikendinelikti ya?amakta oldu?um. Dostlary ziyarete gitme, hatta dy?ary çykma gere?i duymuyordum o rahatlyk ve manzaranyn büyüsünde. Oysa ?imdi çok daha mutluyum, çünkü sykylyyordum bu evde, dostlara gereksinim duyup, ziyaretlerine gittim, davetler düzenledim. ?imdi evim her gün gelen gidenle dolu ve ben çok daha mutluyum. Anladym ki o eksik insan sesi, insanlarla payla?ylabileceklerin yoksunlu?uymu?. Ve yine anladym ki, hiçbir ?ey insanyn yoksunlu?unu ve verdi?i hazzyn eksikli?ini gideremiyor, tutamyyormu? yerini.
Bu öyküyü anymsayynca, kendi kendikendineli?imi bir kez daha duyumsadym. Bodrum katy da yok bu binada. Öylesi bir ev bulup, ta?ynsam my diye dü?ündüm bir an. Ama yok, de?i?mez hiçbir ?ey. Öyle ya?am biçimi, mekân de?i?imiyle falan olacak ?ey de?il. Günümüzde bir ?eyler de?i?ti, ama ne?
Ne oldu o dostluklara, kom?uluk, arkada?lyklara, niye böylesi de?i?im, neyin kaçy?y bu herkesi böylesi bo?ucu yalnyzly?a dü?üren? Bu tela? bu hyrs ve kopu? bir takym de?erlerden? Oysa eskiden kom?unuzun pencereleri açylmazsa bir iki gün, kapysynyn sesini duymazsanyz merak eder çalardynyz kapysyny, ne oldu bir problem mi var diye. Hastaysa hemen çorba yapar, götürüp içirirdiniz, ya da bir çay, bir yhlamur. Ak?amyna yeme?inizi bölü?ürdünüz, çolu?u çocu?u sykyntyya dü?mesin diye. Bir sykynty, bir sorun varsa ve imkân dahilindeyse çözümü, elinizden gelenin fazlasyny yapardynyz hatta. Dü?ünü mü var, kyzyn çeyizi mi tamamlanacak, gelen misafirlere yemek, yatacak yer mi sorun, açyverirdiniz evinizi. Ama ?imdi herkes tedirgin herkes ku?kulu. Ne oldu bize niye kaybettik bu de?erleri?
Bu sorgulayy? 17 yyl öncesine götürdü beni. Ankara’daki evime ilk ta?yndy?ym aylar, ilk kez ben ta?yndy?ym ve sykyntylaryny bildi?im için, her yeni ta?ynana, bir ?ekilde, elimden geldi?ince uzanmaya çaly?yyorum. Yemek saatiyse yeme?e, çay saatiyse, kek, börek e?li?inde çaya davet ediyor, i?lerine zaman darly?y nedeniyle, ara verip gelemeyenlerin evlerine götürüyor, ky?sa, biraz ysynmy? ve dinlenmi? olurlar dü?üncesiyle ysrarla davet ediyorum.
So?uk bir ky? günü yine; üst katyma bir aile ta?yndy, kalabalyktylar, akrabalaryyla hava kararmadan biraz yerle?me telâ?yndalar. Yeme?e davet ettim, hem de ysynsynlar biraz. Henüz do?al gaz gelmemi? sobayla ysynyyoruz. Biz yedik cevaby üzerine, çaya buyurun o zaman dedim. Y?e ara vermeyelim, çok i?imiz var, hem kalabaly?yz rahatsyz etmeyelim yanytlary üzerine, ben de çay ve yanyndaki ikramymy bir tepsi içerisinde götürüyorum ve a?a?y yukary o?lumla ya?yt iki küçük o?lunu alyp geliyorum, ü?ümesinler hem de birlikte oynasynlar. Nasylsa arkada? olacaklar bundan böyle.
Günlerden bir gün, karde?lerden biriyle o?lum kavga ediyor ve o?luma ta? atyyor, ardyndan da o?lum, ama o?lumunki isabet ediyor. Geliyor o?lum eve telâ?la, ilk kez birine ta? atyyor ve bu boyutta bir kavga ediyor. Heyecanla kavgayy anlatyyor; ta? atty bana, bende attym, ama önce o atty diyor, bir ?ey olmu? mudur diye soruyor korkuyla. Gel gidip bakalym, hem özür dile diyorum. Kapyya yöneldi?imizde, ba?yry?lar arasynda kapynyn zili çalyyor. Kom?um, elinde alny kan içinde o?lu, aly al, moru mor, çocuk bembeyaz, mahallevari bir üslupla, hakaretler e?li?inde, adeta dövmeye geliyor o?lumu, hani elinden gelse, nerdeyse beni de dövecek. Önce sakin olmasy ve do?ru konu?masy konusunda uyaryp, öncelikle çocu?un sa?ly?yny dü?ünmemiz gerekti?ini, sonrasynda konuyu tarty?abilece?imizi söylüyorum, içeri davet ediyorum, hastaneye götürme teklifimi kabul etmeyince. Yarayy temizleyip pansuman yapyyorum. Kahve ikramymy da kabul etmiyor. O?lum korkudan kendini odaya kilitlemi?. Tüm ysraryma ra?men çykmyyor odadan özür dilemeye.
Ak?am, o?lumla pasta alyp sa?ly?yny sormaya ve özür dilemeye gidiyoruz. ?a?yryyorlar. O?lum sarylyp öpüyor özür dilerken, hanymefendi hâlâ söyleniyor, o?lunun o küçücük ya?yyla mahcup: Ama anne önce ben ta? attym deyi?iyle susuyor. Ben sabrymy zorlar, o hâlâ kenaryndan kö?esinden yeniden konuya girmeye çaly?yrken; çocuklar çoktan unutmu? olanlary, ne?eyle pastalaryny yiyerek oyun oynuyorlar.
Sonraki günlerde özür diliyor, utandy?yny belirtiyor…
Ve ilerleyen günlerde güzel bir dostluk olu?tu aramyzda. En zor, en yalnyz günlerimde yanymda ve karde?ten öte oldular kary koca benim için, çocuklarymyz da karde?ten öte bir dostluk boyutundalar bugün. Ve hemen hemen her görü?memizde, ta?ynma esnasyndaki o çayyn tadyny ve kyymetini unutamam der ve ilâve eder: Hayatymyn dersini verdin, hem de çok utandyrdyn. Herkese anlatyyorum seni. Yyi ki bana uymadyn, yoksa bugünkü bu güzel dostlu?a sahip olamayacaktyk.
Bilmem anlatabildim mi efendim ne demek istedi?imi?!!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
VARSA YAŞANILASI AŞKLAR BİR YERLERDE...
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
VARSA YAŞANILASI AŞKLAR BİR YERLERDE,
YAŞANSIN DOYASIYA!..
DOKUNMAYIN! BIRAKIN!..


Hepimiz, mutlaka böyle bir sabaha uyanacak veya böylesi acı bir geceye ulaşacağız. Ne zaman? Belki yıllar, belki de az sonra!

Öyleyse bu anlamsız kin, bu anlamsız, mesnetsiz hezeyanlar, hırslar, oyunlar niye? Ne uğruna?

Ölüm! O kaçınılmaz, o mutlak son. Eski deyimiyle, “ Zat-ı mutlaka ulaşım”

Nedendir bilinmez, en çabuk unutmak, hep bu konudadır. Her ölümde; “Değer miydi” diye başlanılır.- Bunca koşturmalara, kırmalara, hırslara, kinlere- önce ölen için, ölen adına pişmanlıkla. Ne var ki birkaç metre bez, varsa birkaç güzel anı, yaşanmış birkaç güzel gün, paylaşılan iyilik ve güzellik dışında götürülen? Nedense kötülükler, çirkinlikler kalır arda ve hatırlanır. İyiyi güzeli çabuk unuturuz. Kırılmış bir kalp, yaralanmış duygular varsa geride bırakılan, hep onlar gelir akla, öncelikle. Rahmet dilemek bile unutularak. Ya da yarım yamalak dile getirilir; ardından ama ilavesiyle devam edilerek…

Sonra da, kendimiz geliriz aklımıza. Yürekli ve herkese olduğu gibi kendimize de eleştirel bakabilme yetisine sahipsek, başlarız vicdan muhasebelerine. Hayatı boşa harcamışlık gelir ardından özeleştirilerle.

Ne adına?.. Ne için?..

Sözler verilir çoğu kez; hayatı daha anlamlı, daha yaşanılası kılmak adına. Lanet edilir, hırslara, kinlere, nefretlere ve pişmanlıklar sıralanır pek çok savaşımlar adına. Ardından keşkelerle desteklenen.

Sevgi dolar yüreklere sıcacık, tüm kötülükleri bir bir silerek. Her bir hücrede hissedilir, tüm güzelliği, tüm aydınlığıyla. Dahasında paylaşmak, herkese bol bol, olabildiğince esirgemeksizin, daha fazla gecikmeksizin vermek kararıyla. Daha bir büyür, daha bir ısıtır içimizi, ılık ılık, ığıl ığıl. Ve ardından, frenlenemez ıklamalar. Karar verilir; bundan böyle, her etkinlik, hasbetenlillah yapılacaktır. Düzgüsüzlükten uzak, düzeyli yaşanacaktır.

Ne kadar? Kaç yıl, kaç ay, kaç gün, hatta kaç saat sürer bu kararlılık! Unutulur en kısa sürede. Uçup gider o güzel, o insani duygular; ta ki bir başka ölüm, bir başka kapıyı çaldığında hatırlanana dek. Kendi kapımızı hiç çalmayacakmışçasına!


Evet, Nermin abla, bu sabah senin ölüm haberinle uyandım. Sami arayıp haber verdi. Hâlâ şokundan kurtulmuş değilim. Kahvaltımı bile etmeden, yazmak gereği duydum.

Bu, her ölenin ardından söylenen sıradan sözler değil. Sen gerçekten pırıl pırıl, insan olmanın gereklerini yüreğinde tam anlamıyla taşıyanlardandın. Yıllardır görüşemesek de, bu süreçte neler yaşadığını bilmesem, acılarını, sevinçlerini paylaşamamış da olsam, seni hep sevgiyle, gıptayla ve özlemle anımsamışımdır.

Allah rahmet eylesin. Nur içinde yat. Varsa günahların affolunsun. Hakkını helal et. Benden yana endişen olmasın. (Sabahi ağabey senin de başın sağ olsun)

Ve… Ve siz; ona dünyayı dar edenler! Gençliğini ve sevdiği adamla paylaştığı ilk yıllarının, pırıl pırıl gözlerine kan kusturanlar! Sonrasında da, hayatının yaşanılası her anını zehretmeye çalışanlar! Engel olabilseydiniz oğlunuzla evlenmesine ve oğlunuz sevmediği, ama sizin istediğiniz bir kadınla, zehir zemberek, mutsuz bir yaşam sürmüş olsaydı; o kadın bu gün öldüğünde, ardından döktüğünüz gözyaşı ve dualar daha mı farklı olacaktı?

Belki de.

Belki haberiniz bile olmayacaktı. Çünkü oğlunuz, bu denli mutlu bir evliliği olmadığı için çoktan boşanmış olacaktı.

Yapmayın ne olur!
Bırakın insanları; oğlunuz, kızınız bile olsalar!
Bırakın, istedikleriyle, istedikleri gibi mutlu olsunlar!
Aslolan, onların yaşamları!
Kendileri için, kendilerince.

Asla, başkaları için, başkalarınca yaşamaları adına, zehretmeyin şu üç günlük dünyayı insanlara!

Sevin; olabildiğince çok!
Kucaklayın sevginizle tüm insanları!
Sarıp sarmalayın sıcacık!
Hayvanları, ağacı, çiçeği, otu, böceği!
Gözünüzün gördüğü her şeyi!
Hatta düşmanınızı bile!

Hepimizi aynı Tanrı’nın yarattığı ve bir gün, hepimizin O’na döneceği gerçeğini
UNUTMADAN!!!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
MASADAN MEZARA!!!
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
MASADAN MEZARA!

Zaman zaman oldu?u gibi, yine bugün de neler oluyor bize yi sorgulamakla ba?lamak istiyorum. Niye vazgeçtik pek çok ?eyden i sorgulamak ardyndan. Gün geçtikçe doyumsuz, her doyuma ula?ylanda daha bir, daha ba?ka acykyr oluyoruz. Bu nedenle ki vazgeçiyoruz pek çok ?eyden, bu nedenle ki yitiriyoruz bir takym ?eyleri. Yitirilenlerin, vazgeçilenlerin yaratty?y bo?luk ve de açly?y doyurmaksyzyn, doyurmak adyna yapylanlarsa, daha bir acyktyrarak.
Bir hyrstyr gidiyor daha çok kazanmak adyna. Herkesten çok, herkesten önde olmak adyna soluksuz bir ko?u, yary? atlaryny kyskandyran neredeyse. Edinimleri yany syra, ko?u sürecinde görülemeyenlerin, görmezden gelinen, ya da farkyna varylamayanlaryn kayyplarynyn, kayyp oldu?undan farkyndasyz.
Bu kulvarda ko?up böylesi ya?amlary olanlar; bir durun, nefes alyn, soluklanyn biraz ve o esnada dü?ünün. Sorun, sorgulayyn kendinizi: Ne yapyyorum, nereye ko?uyorum, ula?abilecek miyim o hedefe ve ula?sam da mutlu olacak myyym o süreçteki kayyplaryma ra?men? Ya?amaya, hayata geçirmeye gecikilmi?, pek ço?u artyk imkânsyzlara ra?men.
Kalkyn masanyzyn ba?yndan, ?öyle bir iki adym atyn, açyn pencerelerinizi. ?öyle bir gerinin, çekin ci?erlerinize dünyanyzyn dy?yndaki havayy derin derin. Bakyn farkly ve sa?lykly dü?ünmeye ba?ladynyz bile. Ve masanyzla mezar arasynda, bir ya?amsal bo?luk byrakyn kendinize. Masadan mezara gitmeyin kysaca. Bilirsiniz, sadece kazanmayy dü?ünenler ömürleri boyu ba?kalary için biriktirir kazanymlaryny ve ne kadar ya?arsa ya?asyn insan, mutlaka ardynda yapacak daha pek çok i? byrakacaktyr. Çaba ve edinimin sonu yoktur, ama ömrün bir sonu var!
Çok sevdi?im otuz üç yyllyk de?erli bir arkada?ymy kaybettim geçenlerde. Kaybetmi?im daha do?rusu. Kimi benim i?im oldu, daha da çokça sy kimi onun, oturup da ?öyle uzun uzun konu?amadyk vakit bulup da. Ne çok ?ey vardy anlatacak, dertle?ecek birbirimizle. Birlikte gerçekle?tirmek istedi?imiz ne çok ?ey. Hep ba?ka bir gün, ba?ka bir haftaya erteledik. Telefonla haberle?ir olduk sadece. En son görü?memizde; “Yeter karde?im, emekli oldun, bu ikinci i?in, kefenin cebi yok, bak gidi?e çeyrek kaldy, korkarym masadan mezara gideceksin” diye takylmy?tym. Ystanbul’dayym, döner dönmez arayaca?ym, haklysyn ben de çok bunaldym. ?öyle uzun uzun bir dertle?elim, sana anlatacak çok ?eyim var, hatta bilmeni istedi?im de dedi. Aylar geçti, bayramlar, yeni bir yyl geldi, kandiller, do?um günlerimiz, hiçbirinde ses yok. Oysa ilk arayan o olurdu hep. Defalarca aradym kapaly telefonlary. Hep akla en kötüsü gelir ya, yine de konduramyyor bir umut bekliyorum aranmayy. Aylar sonra rastlady?ym ortak bir tanydyktan, çaly?ma masasynyn ba?ynda, kalp krizi geçirip öldü?ünü ö?ren di?imdeki yykyntymy anlatamam. Son görü?memizdeki sözüm geldi aklyma ve sanki ben öyle dedi?im için olmu? gibi suçlandym. Bir yandan da abdala malumcaly?yyla günlerce kendime gelemedim. Neydi derdi, anlatacak neleri vardy bilemedim. Bilemeyecektim de bundan böyle. Ve de daha ne çok i?i vardy yapacak. “?u projeyi de bitirmem lâzym. Benim kadar itinaly yapamazlar, kendim halletmeliyim” diyordu. O?lunu evlendirecek, torunlaryny sevecekti. Kyzynyn üniversiteyi bitirmesini bekliyordu, ona devredecekti i?ini. Sonra da, artyk her i?i byrakyp hayatyny ya?ayacakty, hayat ya?amaktan beklentileriyle. Hiçbiri olmady, yapamady hiçbirini. Antalya’ya geli?imin güvenci varlyklary olan dört arkada?ymdan biriydi. Birini daha önce, ya?am felsefesini buralarda çok de?i?mi? buldu?um, birbirimizin dilini anlamaz olmu?lu?umuzun buluncuyla artyk görü?meyerek kaybetmi?tim, bu ?artlarda kayyp sayylmasa da.
Geriye di?er ikisi kaldy. Ölümle kaybetti?im arkada?ym gibi düzgün, düzeyli, dürüst ki?ilikli, dünya iyisi, kary-koca olan iki arkada?ym. Asym Bey, üniversiteden synyf arkada?ym, e?i Fisun Hanym evlendiklerinden sonra tanyyyp, daha dost, daha yakyn oldu?um ama ikisini de karde?im gibi sevdi?im.
Sizleri de kaybetmek istemiyorum bir ?ekilde. Y?lerinizin yo?unlu?uyla çok azrak görü?sek, görünü? kaybedi?i ça?ry?tyryyor da olsa, biliyorum ?ehrin öbür ucunda, sevdi?im ve sevildi?im iki dostun var oldu?unu. Ama yetmiyor biliyor olmak!
Sevgili Fisun ve Asym Ayan sizlere ve ?ahsynyzda ya?amy çaly?maktan ibaret sananlara, yukaryda anlattyklarymy bir dü?ünmenizi rica ediyorum.
Tekrarlamak istemiyorum o sözü.
Korkuyorum!
Varsyn kaybedi?im böyle olsun!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
BU ERKEKLERİN KATLİ VACİP!!!
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
BU ERKEKLERİN KATLİ VACİP!!!

Kadın programlarına rastlıyorum kanal gezinirken, her sabahki rutin ev işleri yanı sıra ses olsun bir yandan, takılıp kalıyorum bazen de. İçim daralıyor, ama adam sen de diyemiyorum, yara çünkü! Hem de çok büyük yara kadınlarımızın hali! Bu üzücü, kahredici gerçekleri de yaşatan maalesef erkeklerimiz, katli vacip olan erkeklerimiz!

Bu günkü konuya bakınız; Eşi kadını boşuyor. Boşuyor dediysem bildiğiniz yasal boşanma değil, çünkü yasal evlilik değil evlilik dedikleri. Boş ol deyip kapı önüne bırakılabilen cinsinden boşanma. Kadının suçu yok mu böylesi bir birlikteliği kabul etmekle diyebilirsiniz tabii ki. Kadına soran olursa tabii ki haklısınız, adına başlık parası denen bedelle satılmış olmasa babası tarafından, yine haklısınız. Üstelik erkek işlerinin yoğunluğunu bahane edip, şimdilik imam nikâhıyla evlenelim, ilk fırsatta yasal işlemlere başlayacağım da diyor. İnanıyor genç kız çaresiz ve cahil haliyle.

Günler, aylar, yıllar geçiyor, iki de kız çocukları oluyor, ne hikmetse bir türlü fırsatı olamıyor beyefendinin yasal işlemlere. Bir gün geliyor bıkıyor kadından, erkek de doğuramıyor ya kadın, tam da bu boşlukta bir de aşık oluyor bir başkasına, o kadın da kadınlığını unutup, bir başka kadını hiç vicdanı sızlamasız harcayarak, “Onu at gitsin, yasal nikah isterim, onu da evde istemem” diyor ve bu talimatla kadın konuluyor kapı önüne!

Kadın çaresiz, sığınacak kimsesi yok, akıl verecek, sahip çıkacak yakını yok. Bir müddet komşular yardımıyla geçiniyor, temizlik, hasta bakımı yapıyor bulabildikçe, ama o esnada çocuklar sorun. Onun bunun aklıyla, çocuklardan biri satılıyor bir aileye, biri yetiştirme yurduna veriliyor. Ama kazandığı kadının boğazına yetmiyor ki kira verebilsin ayrıca.

O arada karşısına bir adam çıkıyor, acıyor: Ben de yalnızım, bana da bir can yoldaşı lazım, gel ben sana sahip çıkarım, bakarım sana, boşanma aşamasındayım, eşim ailesinin yanında, boşanma işi bitince sana nikâh kıyarım diyerek alıp geliyor kadını eve. Kadın genç, kimsesiz, cahil ve de çaresiz. Tek seçenek evlilik, ama öyle, ama böyle. İki kız da o adamdan dünyaya geliyor. Ama adam boşanma aşamasında falan değil aslında, eşi ailesine ziyarete gitmiş o esnada, daha doğrusu hasta annesine bakmaya gitmiş uzunca bir süreliğine. Çıkıp geliyor bir gün evine. Kader ya bu kabulleniyor, gidecek yeri, ekmek tutacak eli yok. Aile okutmamış, kızlar okumaz, gerek yok fazla yük çekmeye, beşi bitirsin ver kocaya, bir boğaz eksilsin evden, o güne kadarki masrafı da çıkart başlıkla. Çıkarken de baba, “Ancak kefenle dönersin” demiş üstelik… Sonradan gelen de: Olan olmuş, tekrar sokağa dönmekten iyidir deyip kalıyor, gitmiyor, hamile de üstelik nereye gitsin ki?

Gel zaman git zaman, bu adam da kadını ve çocuklarını satmaya kalkıyor. Kızlardan biri yine evlatlık veriliyor, biri sokaklarda üşüyüp hasta olmayı daha fazla kaldıramayıp annesinin kucağında bir parkta ölüyor.

Bu kadın şimdi terk edilmiş bir harabede aç, açık bu havada. Telefon ediyor TV kanalına iş istiyor. Ev, yemek, yardım değil; iş, sadece iş!..

Şimdi katli vacip değil mi bu erkeklerin?

Özür dilerim yanlış söyledim.

Erkek olmadıklarını unuttum bir an!

Erkek olsalar belki de!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
SOYUNMA NE OLUR!!!
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
SOYUNMA NE OLUR!..


Bu güne dek;
Çocuklu?umun kâ?yt bebekleri gibi, önce istedi?im gibi, özledi?im, arzulady?ym giysiler giydiriyordum onlara. Sonra geçiyordum kar?ylaryna hayran hayran, uzun uzun seyrediyordum. A?yk bile oluyordum üstelik. Bir seviyordum, bir seviyordum sorma gitsin. Ço?u zaman yo?un acylar da çekiyordum onlary kendim giydirmi? oldu?umu unutup. Oysa çeviriversem arka yüzlerini görüverecektim çirkin çyplaklyklaryny biliyorum. Çevirmiyordum yine de büyük bir inatla. Görmek mi istemiyordum, görmekten mi korkuyordum? Bilemiyorum. Ne kadar ysrar da etsem, dirensem de görmemek için, onlar bir gün bir ?ekilde dönüveriyorlar arkalaryny ve zorla gösteriyorlar görmezden gelmeye çaly?ty?ym, görmek istemedi?im çyplak ve çirkin gerçeklerini.

Üstelik, hem doymuyor, hem hesaby ben ödüyordum her defasynda. Daha bir aç, üstelik yaraly kalkyyorum her oturdu?um sofradan. Ke?kelerle ba?lyyor her defasynda bu defa ba?ka sanyp, neyse… lerle bitiyordu.

Ardlaryndan yine alyp kar?yma yalnyzly?ymy, en dayanylmazyny da dizimin dibine oturtup, en ?erefsizinin, en riyakârynyn omzuna yaslayyp ba?ymy, a?klaryn en yücesine, özlemlerin en bitimsizine ve tüm sahtekârlaryn olmayan ?ereflerine tek ba?yma kadeh kaldyryyordum.

Ykinci kadehten sonra bary?yyor, birkaç gün uzakla?my?ly?yn hasretiyle kucaklyyordum yalnyzly?ymy. Saryyor, sarmalyyor, öpüyor öpüyordum. Bütünle?iyor, tek vücut oluyordum onunla ve kimsesizli?in tam ortasyna, ci?erine, yüre?ine oturtuyordum. Yalnyzly?yn tam ortasyna da yüre?imi oturtuyordum yalnyzlyk kadar yalnyz. Yalnyzlyk bana bakyyor, evreninin her yerinde göz olup, her yerinden, her vesileyle bana bakyyordu. Bakyyor ve yalnyzly?yndan, adynyn yalnyzlyk olu?undan utanyyordu bana baktykça. Ben bile bu kadar yalnyz olmadym var oldu?umdan bu güne adymyn yalnyzlyk oldu?u kadar diyordu. Amacy, ady, i?levi ya yalnyzlyk, bu denli olmadym diyor ya, utanarak çekip gitmesini bekliyordum utancyyla. Tam tersine iyice yerle?iyor, iyice çörekleniyordu yüre?ime yüzsüzce.

Ve ardyndan bir kâ?yt bebek daha merhaba diyordu bin bir yalanla bezeli, ellerindeki çiçeklerin ardyna saklayarak silâhlaryny. Yine yalanlarynyn büyüsünde yykyyordum özlemlerimi ve tertemiz giydiriyordum üzerine büyük özeniyle. En görkemli masalarda o tyka basa doyarken, ben yine hesaby ödeyip aç kalkyyordum.

Aslynda kendimi kandyrmaktan öte de?ildi hiçbir çabam, kendime söyledi?im yalanlara yine kendi inanmy?ly?ymdy, aldançly?ymdan önce.

Aslynda yoktular, olmadylar da hiçbir zaman; bilemediler ki ne gibi yalanlardy kendime söylediklerim, kendilerini hangi dü?lerle ta?ydym kendi dünyamyn büyüsüne özlemlerle beleyip. Vardylar dünyamyn her yerinde bir ?ekilde, bilemediler. Öykülerimde ya?adylar varmy?çasyna. Benimdiler o süreçte. Öyküme katyp kendisine hayat verdi?im, mektuplarymda ya?atty?ym her biri, yazdy?ym süreçte benim oluyordu. Yo?uruyor, yazyyor, öykülüyor, istedi?im kalyba sokup, övgüler düzüyordum ona. Ya da be?enmediklerimi yerden yere vuruyordum her satyrda.

Yoruldum dü?lerde ya?amaktan seni, öykülerde hayat vermekten yoruldum. Ben giydirdikçe en güzelini giysilerin, hoyratça soyunu?undan yoruldum.

Nerede ki gerçe?in, nerede ya?amaktasyn gerçe?ini, gerçekte var mysyn hatta bilemiyorum ki!
……..

Sen denizin o?lu; gözleri mavi.
Orman kuytularynda ye?ilin en koyusu.
Saçlaryn ba?aklar kyskanasy.
Hangi gemidesin bilemedim hiçbir zaman.
Hangi denizlere dümen kyrdyn bilemedim.
Sen denizin o?lu; gözleri mavi.
Senin gemilerin hiçbir zaman u?ramady limanyma.
Hiçbir limanda seni bu kadar özlemle bekleyen olmady.
Bilemedin!
Ondandyr martylara olan a?kym.
Ondandyr ne zaman bir marty görsem gözlerimin dolu?u.
Seni görmü?tür bir yerlerde.
Konmu?tur belki geminin bir dire?ine.
Hep gözlerinde ararym seni martylaryn.
Seni görmelerinin izi vardyr diye.
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
AFFOLUNMAK DYLE?YYLE...
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
AFFOLUNMAK DYLE?YYLE…

Efendim; bugüne kadar yazylarymy okumakta olanlar, Türkçenin kullanymy konusundaki hassasiyetim kar?ysynda, ele verir talkyny konumunda görüyorlardyr beni ki haklylar da. Farkyndayym! O nedenle çabalamaktayym ve bu çabanyn cesaretiyle yazdym zaten.

Allah rahmet eylesin, dil bilgisi hocam Ali Yhsan Myhçy Bey’in ( Pek ço?unuz lisede onun dil bilgisi ders kitabyny okumu?sunuzdur ) konusundaki engin bilgisinden duydu?umuz hayret ve hayranly?ymyzy dile getirerek, nasyl oluyor sorumuza verdi?i yanyt canymyzy sykar, hiç ho?nut kalmazdyk ö?renci psikolojisiyle. Bizi de çok syky?tyryr ve zorlardy bu konuda: Benim ba?ucu kitaplarym, Türkçe sözlük ve imlâ kylavuzudur. Her gün mutlaka tekrar tekrar okurum hâlâ, aklyma takylan, yeni yeni kullanylmakta olan veya durumsady?ym sözcüklerde, hiç ü?enmez anynda kalkar bakarym. Yabancy kaynaklyysa, bütün sözlükleri gerekirse tararym do?ruyu bulana kadar derdi. Çok sykycy ve gereksiz gelirdi bize, bu konuda bizleri çok sykmasy ise bunaltyr, kyzdyryrdy hatta. Ne kadar haklyymy?. Ya?lylar yapsaydym dermi? ya, kabul ediyorum, ya?lyyym bu konuda. Epeydir dedi?ini aynen yapyyorum hocamyn ve her defasynda da, ke?ke daha o yyllarda yapmaya ba?lasaydym diyerek. Anladyk, anladyk ama çok geç!

Hâlâ saklarym ve zaman zaman okuyup gülerim halime. Bütün kompozisyon synav kâ?ytlarymda, hemen hemen her kelimenin altyny, kyrmyzy kalemle çizerdi edebiyat hocam, altlaryna da ü?enmeden, Türkçesini yaz diye ilâve ederdi. En sonuna da not: Güzel yazyyorsun ama ne dedi?ini bazen ben bile zor anlyyorum. Arkada?larym da konu?mam bitince ayny ?eyi söylerlerdi: Yyi dedin, güzel anlattyn da, ?imdi anlattyklaryny tercüme et de, ne demek istedi?ini anlayalym. Kyzardym niye anlayamyyor bunlar beni diye? Sonra sonra fark ettim ki adeta Osmanlyca konu?uyorum, Farsça ve Arapça, hatta Fransyzca sözcükler kullanyyorum.

Babaannem Osmanly pa?asynyn, büyükbabam padi?ahyn torunu; dolayysyyla babaannemin etkisi ve de zorlamasyyla, adeta Osmanlyca konu?maktaydyk daha çocuklu?umuzda. Dü?ünsenize; bir bayram tebriki, bir u?urlany? veya bir vedada ?u ?ekilde hitap edilen bir evde yeti?menin ne demek oldu?unu: Hululüyle mü?erref oldu?um zat-y ?ahanelerinizi, Cenaby Vacibi Vücut Hazretlerinin birli?ine emanet eder, her iki cihan saadeti dilerim efendim. Arz-y hürmetlerimi kabul buyurunuz lütfen. Refikanyz hanymefendiye de hürmetlerimi iletiniz. Kerimeniz hanymefendi ile mahdumunuz beyefendinin de gözlerinden öpünüz benim için lütfen.

Kyzardy, günaydyn diyemezdik. Cevap vermez, biz de hatamyzy (!) anlar: Af buyurunuz babaanneci?im, sabah ?erifleriniz hayyrly olsun der, hayyrly sabahlar olsun evlâdym cevabyyla, elini öpü?ümüzün ardyndan gözlerimizin yanlaryndan öpülürdük. Okula gitmek üzere evden çykarken, dönü?te hep ayny seremoni.

Yyllarca u?ra?tym dilimi temizlemek için, hatta ?imdilerde daha çok gayret sarf ediyorum, çünkü geçen yyl tany?ty?ym, çat pat Türkçe konu?abilen bir Fransyz hanym, “ Ben Türkçe çok konu?amyyor, ama konu?any anlyyor, sizin Türkçe çok güzel, çok ba?ka ama ben anlamyyor, sokak Türkçe anlyyor ben. ” deyince, anladym ki tam anlamyyla ba?aramamy?ym bu temizlik i?ini.

Kolay olmuyor, yyllardyr kullanylan sözcükleri zihinden temizlemek. Bir yandan da, Türkçelerini kullanmaya çaly?yyorsunuz, karmakary?yk oluyor zihniniz. Ynanyr mysynyz, hâlâ yazylarymy defalarca gözden geçiriyorum. Farkyndasyz kullanyyorum zaman zaman Osmanlyca sözcükleri çünkü ve de Osmanlycada oldu?u gibi -b- harfini kullanyyorum, Türkçe haliyle -p- kullanmam gerekirken, ya da -t- olmasy lazymken -d- harfini. Hatta bazen bir bakyyorum, hem Osmanlyca hem Türkçesini yazmy?ym yan yana ayny sözcü?ün. Bazylaryny ise bilerek kullanyyorum. Farsça, hele ki Arapça çok zengin bir dil. Bir tek sözcük pek çok anlamy içeriyor, dolayysyyla ifade etmek istedi?iniz bir duyguyu, ancak o bütünlük içeren sözcükle dile getirebiliyorsunuz. Türkçe kar?yly?y çok synyrly, tek bir anlam içeren bir sözcük oluyor, duygunuzla e?itlenemiyor.( Yine TDK’na i? dü?üyor, hem de çok.)

Türkçe konusunda zaman zaman dile getirdiklerinle ters dü?üyorsun, sen de yapyyormu?sun ayny hatalary diyeceksiniz. Yapmamak için azami gayret sarf ediyorum. Buna ra?men dikkatimden kaçanlar oldu?unda, nedenini bilesiniz diye anlattym bunca ?eyi. Özrüme ho?görüyle bakabilesiniz diye.

Eski deyi?le: Sürç i lisan etmekteysem zaman zaman;

Affolunmak dile?iyle efendim.
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Alkan, eğer yazdıklarınız sürç i lisan ise ne olur siz bunu hep yapınız. Son yazınızı gıptayla ve bir solukta okudum diyebilirim. Ne olur başkalaşmayın. Onlardan çok var ama sizin gibi kişiler maalesef yok denecek kadar az.

Keşke daha ağdalı yazsanız. Ne güzel söylemler. Dediğiniz gibi çoğunu günümüz Türkçesiyle yansıtmak olanaksız. Duygular adeta kokusunu, rengini yitirircesine cılızlaşıyor, solup kuruyor.

Lütfen bu tür denemelerinizle benim gibi azınlıkların da mutlu olabileceğini, aynı zamanda yazdıklarınızın dilimizin gelişim sürecini belgeleyen güzel çrnekler olacağını unutmayınız. Bizi bundan mahrum etmeyiniz.

Arz-ı hürmetlerimi kabul buyurunuz lütfen.

Hocanızı o kadar güzel bir tasviriniz var ki anında kendimi ve öğrenclerimi düşündüm. İnanın değişen hiçbir şey yok.

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Değerli dost Perihan Reyhan Alkan.

Yazılarınızın anlamlı içeriği bir yana; kurallara titizlikle dikkat ederek yazmış olmanız, bu sayfalara bambaşka bir renk ve değer kazandırdı.

Size fazla yorum yazılmamış da olsa, bakın; kaç okur sayfanızı açmış ve yadıklarınızı okumuş. Sizi tebrk etmekten başka birşey elimden gelmez.


Selam ve saygılar

_________________
Sev ki sevilesin!
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 23 Mar 2006
Bildiriler: 304
Alıntıyla Cevap Gönder
Hayat Okulu Ders Notları adıyla kitap haline getirilmesi gereken harika yazılar...
Kullanıcı kimliğini gösterMetin YILMAZ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
GÜZEL ŞEYLER DE VAR ANTALYA'DA
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
GÜZEL ŞEYLER DE VAR ANTALYA’DA

Hep olumsuzluklardan, hep üzücü olaylardan söz edecek değiliz ya. Yanlışı dile getirmek, gereğince uyarmak ilgililerini vatandaşlık, insanlık görevimiz şüphesiz. Ama güzellikleri, doğrulukları da dile getirmek, bir o kadar bize düşen görev. Ayrıca Sezar’ın hakkını Sezar’a vermekten imtina da edilmemeli. Bir yerde de, devam etsinler bu düzgün çizgilerinde ve örnek alsınlar çizgi dışında olanlar da diye.

Bugün minibüs şoförlerinden söz etmek, bu vesileyle de kendilerine teşekkür etmek istiyorum öncelikle. Bir takım aksaklıkların yavaş yavaş giderilmekte olduğunun gözlemlenişinde yeni yönetimin ve sayın başkanın payının olduğunu da görmezden gelmemek lazım.

Daha öncesinde; sorduğum yerden geçtiklerini söyleyip, Temmuz öğleninde elimde koca bavul ve kuş kafesiyle yarım saatlik yolu yürütenler olmuştu gerçi. Burası deyip, yine yarım saate yakın uzaklıkta, üstelik yetişmem gereken bir yer söz konusuyken ve sağanak yağmur altında bırakan, sonraları, gideceğim semtle ilgisi olmadığı halde üç kuruş için tam önünden geçiyor diyebilenler de olmuştu. Yine soruma evet diye yanıt verip, saatlerce dolaştırıp gecenin bir vakti oldukça uzak bir yerde bırakarak korku dolu bir gece yaşamama sebebiyet veren kişilere de rastlamadım değil. Ama her kesimde iyisi de kötüsü de var şüphesiz ve bir iki yanlışı, tüm camiaya teşmil etmek de hiç doğru bir davranış değil. O nedenle ki hiç söz konusu etmek niyetinde değildim, lakin teşekkürü borç addedince, bir daha rastlamadığım aksine pek çok güzelliğe şahit olduğum bu konuda nereden nereye gelindiğini ve gelişmeleri daha iyi ifade edebilmek için söz etmek gereği duydum. Biraz da içimde kalmış galiba. Ne bileyim bahsetmeden edemedim işte.

Minibüslerde genellikle sürücüsünün yanındaki koltuğa oturuyorum ki inmem gereken yeri daha rahat sorabileyim. Henüz pek çok semti bilmiyorum çünkü. Ve sohbet edip dertleşiyoruz zaman zaman. Yaşanılan ilin ve ülkenin sorunlarının nabzı da onlardan tutulabiliyor epeyce, kırk türlü insanla haşır neşirler her gün çünkü.

Onlar da dertli, onları da çileden çıkaranlar var. Durak harici inmekte ısrar edip, işi hakarete vardıranlar. Saygısızca hitap edenler. Ödemediği ücreti ödedim diye ısrar eden, cüzdanı bir başka yolcu tarafından çalınıp, sürücüyü mesul tutanlar ve dertleşmemiz sırsında dile getirdikleri daha nice sorun… Onların da mesleki ve kişisel sorunları olabileceğini, saatlerce, yağmur, çamur, sıcak demeden bozuk yollarda direksiyon başında olmanın ne demek olduğunu unutup, her an anlayış, hoşgörü, sabır ve güler yüz bekleyenler.

Güzellikler dedim ya; yaşlı bir beye, koltuk değnekli yine yaşlı bir hanıma öylesi üst düzeyde yardım eden o iki sürücü kardeşime teşekkür ediyorum. Bastonuyla zorlukla yürüyen bir hanımın: Evlâdım yürüyerek gidebilirim sandım, yanıma da para almadım, bir durak alabilir misin beni diyen, yine param yok diyen yoksul görünümlü bir kişiye, parasını bozamadığı için inmek isteyen yolcuya verdikleri insanlık örneği son derece zarif yanıt ve tavırlı sürücü kardeşlerime teşekkür ediyorum. Yanlış bindiğimi anlayınca, rastladığı doğru minibüsü durdurup, paramı da tüm itirazıma rağmen iade etmek isteyen, beni pek çok kez doğru yönlendirip yardımcı olan sürücü kardeşlerime de teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla bu güzel, bu insani davranışlarıyla beni mutlu kılan; bu hoşlukların oluşturulup süregitmesine gayret sarf eden, kendilerinin de çok memnun olduklarını ifade ettikleri başkanlarına ve tüm sürücü kardeşlerime, tüm Antalya yaşayanları adına bir kez daha teşekkür ediyor, doğru çizgilerinde daha da yetkinleşerek;

Kazasız, belâsız hayırlı sürüşler diliyorum efendim.
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
SAHİP OLABİLECEĞİNİZ TEK ŞEY…
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
SAHİP OLABİLECEĞİNİZ TEK ŞEY…


İnsanın hayatta tümüyle sahip olabileceği tek şey çocuğu olabilir ancak; istediği gibi eğitip, yetiştirip, değiştirebileceği tasvip etmediği yönlerini. O bile bir yere kadar, bir zamana kadar. Siz de olsanız doğuran, büyük bir mücadele de verseniz, özünde olanlarına, genleriyle getirdiklerine söz geçiremez, değiştiremezsiniz yine de.

Belli bir yaşa kadar ne isterseniz yedirir, giydirir, yapma dediğinizi yapmamasını, yap dediğinizi yapmasını sağlarsınız. Gittiğiniz yere gelir, gidemediğinizde oturur dizinizin dibinde. Yaş ilerledikçe, kişilik özellikleri baskınlaştıkça, hele ki karşı cins arkadaşlıklar gelişip, dahasında evlenince, o bile sizin değildir, sizden, arzuladığınız doğrultudan çıkmıştır artık.

Peki, kendi evlâdınız, anneyseniz doğurduğunuzda bile başarılı olamadığınız, etkin olamadığınız bu konuda, bir başkasında bu inat niye?

Niye ayıla bayıla yapılan evliliklerde, bu değiştirme çabaları ve ardından tartışma, hatta kavgalar ve sonlamalar o birliktelikleri.

Sanırım her tür birlikteliğin başlangıcında, aşkın büyüsüyle, olumsuz yanlar ya görülmüyor, ya da görmezden geliniyor veya gizleniliyor tüm olumsuzluklar büyük ustalıkla. Bir perde aslında aşk gözlerde, evlilik bitiriyor aşkı, ömrü birkaç yıl deniliyor ya sıkça. Değil aslında. Evlilik değil aşkı bitiren. Rahatlıyor kişiler evlenince, bırakıyorlar kendilerini ve o özenle gizledikleri gerçek kişiliklerini çıkartıyorlar ortaya birer birer. Ve ortaya çıkan, sergilenenler de, o güne dek oluşundaki gibi, istenilen doğrultuda olmayışından, o güzellikler yok oluyor birer birer, büyü bozuluyor. Bazen de değişmiyor kişi aslında, dedim ya aşk bir perde gözlerde diye. Aşkın, özlenenlerin büyüsüyle, perdeye yansıyanlar aynı ışığın gerçeği daha büyük yansıtması gibi perde üstüne, gözlerimize yüreğimize, o kişiyi, ondaki değerleri olduğundan fazla yansıtıyor. Daha büyük yansıtıyor kendisini tüm yönleriyle ve biz de daha farklı daha değerli algılıyoruz. Bazen olmayanları bile var görüyoruz ışığın yanıltışıyla. Işık sönüyor gölgeler yok oluyor, yanılsamalarla birlikte, baş başa, karşı karşıya kalıyoruz gerçekle. İşte o noktada anlayıp yanılgımızı yıkılıyor, fark ediveriyoruz aşkın bittiğini ki belki de yoktu bile aşk denen şey. Bazen de özlemlerimizi giydiriyor, ete kemiğe büründürüp, olmayanı var sayarak avutuyoruz kendimizi!

O perde kalktığında görünenler hâlâ aynıysa, ya da o süreçte kişisel özellikler sevilesiyse, bitse de aşk, yerini sevgiye terk ediyor sessizce, biz hâlâ aşk da desek adına.

Ya da alışkanlık oluyor o birliktelik süreç içerisinde veya her şeye rağmen vazgeçememek bir şeylerden, belki de, kaybedileceklerin kaygısıyla sürdürmek o birlikteliği yeni kararlarla.

Bu defa değiştirme çabaları umutlanarak ve bekleyerek, o isteğimiz doğrultusundaki o büyük değişimi. Yeni bir insan yaratmak, var olandan farklı olmaya zorlamak isteğimizce karşımızdakini ve hiç mi hiç dönüp bakmamak kendimize, hesaplaşıp yargılamamak kendimizi bu süreçte. Hep aynıydık, hâlâ aynıyız ve hiçbir kusurumuz olmaksızın mükemmeliz yanılgısıyla. Lâkin karşımızdaki de aynı endişe ve çabalar içinde oluşundan, başlıyor tartışmalar, hâkimiyet savaşları ve sadece karşımızdakinde değişimler bekleyerek, kendimizden hiç ödün vermesiz.

Bazen de görülüp biliniyor tüm gerçekler tüm çıplaklığıyla. Bir görsel beğeni, ya da bir şeylerin hesabı, çıkarıyla ben bunu değiştiririm diye çıkılıyor yola en büyük yanılgıyla; özlenen, beklenen değişimin asla ve asla olamayacağının bilinçsizliğiyle. Ya da o kişi, ulaşılası savaşıma değer nitelikteyse, öyle görülüyorsa ya da, niye kendimi değiştirmeye çalışmakla başlamıyorum bu sürece diye sorgulamasız.

Ve de sahip olma çabaları hayatımızdaki kişiye, hatta soluk aldırmasız, hayatının tam orta yerinde ve her yerinde olma isteği. Ayırdına varamamak, bağlı olmakla, bağımlı olmanın çok farklı şeyler olduğunun ve aynı şey zannetmek yanılgısında olduğumuzun. Aymazlığımız ve de, hiçbir şeye, ama hiçbir şeye bütünüyle sahip olamayacağımızın.

Sonra da frenlenemez ıklamalar yaşam boyu, kaybetmekten korkarak daha bir sarılma, daha bir sahiplenmeler, bunaltmalar karşısındakini. Sonuçta da tam tersi sonuca ulaşmalar; sıktıkça kaçmalar, bağlamaya çalıştıkça kopmalar, sahiplendikçe kaybetmeler ve kaçınılmaz son!

Galiba; özgürlük, sahip olmak, ait, bağımlı ve de bağlı olmak sözcüklerinin anlamını, ardından gerçekten ne istediğimizi ve beklediğimizi, sonrasında da ilişkilerle birlikte, öncelikle de kendimizi, tekrar tekrar sorgulayıp, sağlıklı düşünemedikçe, bu hataya hep düşeceğiz.
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
ÖNCE İSTANBUL BIRAKTI ELLERİMİ!..
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
ÖNCE İSTANBUL BIRAKTI ELLERİMİ!..


Ne zaman sevinçli bir paylaşım adına arasam seni, sevincimi bir şekilde boğazıma düğümlemenin bir yolunu buluyorsun!

Benimkisi geç kalmışlık telâşı! Ertelenmiş düşleri, kalan kısacık zamana sıkıştırmayla, yoğun yalnızlığın ağır yükünden kurtulmanın kucaklaşım savaşı!

İstanbul’dan sonra, sen de yıktın beni. Sana tutunacaktım oysa. “Sevgi anlaşmak değildir” der bir şarkıda. O küçücük an’ı yaşayacaktık hazla. Anlaşımda vardı üstelik paylaşım adına.

Niye? Niye tutmadan bıraktın ellerimi? Yüreğim İstanbul’da, gözlerim Ankara’da ağlıyor şimdi.

İstanbul! Uzun bir aradan sonra gidişimdeki yıkılmışlığı, bir kez daha kaldırmaz yüreğim biliyorum. O nedenle ki yıllardır gitmiyorum İstanbul’a.

Keşke o zaman da gitmeseydim! İstanbul, o yaşanılası şehir. Yıllar onu yaşanılasılıktan ve o büyülü güzelliğinden ne kadar da uzaklaştırıp kopartmış. Uzunca bir aradan sonra; büyük bir özlemle, eski sevgiliye, çocukluk, gençlik aşkıma kavuşmanın heyecanıyla kavuşmak, kucaklamak coşkusuyla gittiğim İstanbul!

Keşke hiç gitmeseydim! Keşke hiç görmeseydim! Yaşasaydı yine düşlerimde, anılarımdaki güzelliği ve büyüsüyle. Görmeseydim kirlenmişliğini. İnsanı kirlenmiş, doğası kirlenmiş, kültürü, tarihi, ahlâkı kirlenmiş. İçim acıdı önce, sonra da yıllardır dinmeyen sızısı kaldı yüreğimde!

O çok sevdiğim ağaçların pek çoğu yoktu yerinde, hangi hain zihniyetin eseriyse. Harabeye dönmüş veya yerinde olmayan yapılar, kimisi tamamen, kimisi kısmen yok olmuş tarihi eserler ve beton yığınları, göz alabildiğine korular yerinde. O güzelim pırıl pırıl, her konuşmasında, her tavrında buram buram nezaket, kültür ve insanlık kokan, zarif hanımefendiler, beyefendiler sihirli bir el değmişçesine yok oluvermişler! Buharlaşıp uçmuşlar sanki. Eseri bile kalmamış. Ya da, kalanlar ürküp saklanmışlar bir yerlere. Taksi, dolmuş şoförleri bile, bu günün değme beyefendi addedilenleriyle boy ölçüşebilirdi o günlerde! Başka diyarlardan birileri istilâ etmiş, gerçek sahiplerinin kaçanları kurtulmuş, kaçamayanlar katledilmiş sanki!

Surlar bile daha küçülmüş, yıpranmış. Martılar da sanki eski zarafetleriyle salınmıyor, eski güzelliğinden eser kalmamış boğazın suları üzerinde. Bana mı öyle geldi bilmem; gökyüzü bile eski gökyüzü değil sanki! Üzülüyor muhakkak ki baktıkça acımasız yok oluşlara. O daha geniş açıdan görüyor yıllardır kaybedile gelinenleri ve daha bir acıyor yüreği. Öyle ya, boğazda vapurlarla yarışan, zaman zaman göz göze bile geldiğimiz, o masum masum, şirin şirin, sevgi dolu, dostluk dolu yunuslar da yok. Dosta kalleşliğe, çocukluğumuzun o güzel canlılarını yok etmekle başladık belki de!

Gökyüzü bile dayanamamıştı o gün ağlayışıma ki, hiç hesapta yokken, pırıl pırıl, sımsıcak güneşi itivermiş bir kenara, hıçkıra hıçkıra ağlamıştı benimle birlikte.

Çiçek Pasajı’na uğrayamamıştım. Korkmuştum, oradaki olası yok oluşlara da dayanamazdım. En yakınım, en iyi dostum zannettiğim mesai arkadaşlarımdan ikisiyle, görevli geldiğimiz İstanbul’un ve işlerin yoğun koşturmalarına dinlence, dostluğu pekiştirme, güzellikleri paylaşma adına buluştuğumuz, Çiçek Pasajı akşamlarını aynı samimiyetiyle bulamamak, sonuçta da, özlemle kucaklayamamak korkusuyla gidememiştim!

Hem, o güzellikleri paylaştığım, dostum zannettiğim o iki insan, daha sonra bir Ankara akşamı ve sonra da öğlesinde, hayatımın en büyük vurgunlarından birini yaşatmış, yakmış, yıkmış, kahretmemişler miydi beni? Yüreğim yemedi açıkçası bu kadarını!

Yoksa yok oluş, yitiriliş bir takım değerleri, Ankara’dan başlamıştı da, benim mi haberim yoktu? Sonradan mı gelmişti İstanbul’a? Sonra da dalga dalga tüm ülkeyi sarmıştı bilemiyorum!

Nereden başlarsa başlasın, nasıl başlarsa başlasın, önemli değil bu noktada, uzun uzun tartışılabilirliğine rağmen. Geldiği nokta, ulaştığı yerler ve gitgide süratle yoğunlaşışı vahim olan zaten!

Sanırım bir altı, yedi yıldır da gitmiyorum. Korkuyorum görebileceklerimden! O eski sevgili yok! Çocukluk aşkım, gençlik aşkım öleli yıllar oldu! Bir mezar taşı başında ağlamayı da kaldırmaz yüreğim. Dayanamam o acıya!

Oysa şimdi, o ölü şehirde, tüm canlılığıyla, tüm güzelliğiyle yaşayan ve tüm yüreğiyle çağıran biri var. Ne olur, bu kadar yürekten, bu kadar dayanılmaz çağırma. Korkarım gelirim, dayanamam çağrılarına. Ve bu seferki hezimetim daha büyük olur. Her ne kadar, “Yanlış ve boşuna yıkılma olasılığı korkuların; sevgi var, dostluk var avuçlarımda seni kucaklamayı bekleyen” desen de. Gizemli gerçeğini çözemedikçe, açıklamadıkça en tatmin kârından sen, İstanbul’un kapıları kapalı bana. Sen açacaksın, senin gerçeğinin kabullenilirliği çünkü anahtarı. Ve o senin ellerinde! Bil ki o zaman, ben de avuçlarımda sımsıcak sevgiler, yüreğimde bir o kadar sıcak dostluklarla, dupduru, pırıl pırıl koşacağım sana. Belki de dayanılmaz özlemle, ama mutlaka büyük bir aşkla!

Ama dedim ya;
Korkuyorum!
İki mezar taşı arasında sıkışıp kalmaktan.
İkinci kez yıkılıp, yok olmaktan.


KORKUYORUM!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
KABAHAT ÖLENDE MY?!!
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
KABAHAT ÖLENDE MY?

Evet, bu defa, bu olayda ölende. Bu kadar idraksiz, bu kadar küçük bir hesaptan aciz olanda.

Efendim gün geçmiyor ki bir intihar olayy duymayalym haberlerde, ya da böbre?ini saty?a çykartan birileri, gün geçmiyor ki bir kredi karty ma?duru görmeyelim ekranlarda. Ve meclise kadar gidilip ba?yrylmasyn, bir ?eyler yapyn diye veya devletten beklenmesin, neredeyse borcumu birileri ödeyiversin deyiverecekçesine. Ho? bankalaryn tefeci ötesi tutumu ve adeta zorla verdikleri kredi kartlary da inkâr edilemez bir gerçek ya neyse!

Geçenlerde biri ba?yryyordu avaz avaz: Hepiniz l0 ar YTL verseniz borcumuz ödenir. Bir bu eksikti! Harcarken onlara my sordun. Ne mecburiyeti var el âlemin senin borcunu ödemeye?

Güldüm do?rusu, acyyamadym bu vatanda?a! Aly?tyk çünkü her konuda syrtymyzy devlete dayamaya, her ?eyi devletten beklemeye.
Hesap ortada. Mevcut gelirin ve alym gücü belli. Hiç kimse de sokaklara kadar, i?porta tezgâhy görünümüyle dü?üp kar?ylyksyz, babasy hayryna da?ytmyyor o kartlary. Oysa eskiden, alana kadar göbe?iniz çatlardy. O neredeyse yalvarylarak, çok kolaymy? geri dönü?ümü gibi gösterilmeye çaly?ylarak verilen ev, araba kredileri; alyrken ne kadar faiz ödeyece?inizi, dahasynda da, gün gelip byrakyn anaparayy, faize bile yeti?emeyece?inizi zaten biliyorsunuz. Ha bilmiyorsanyz, anlamyyorsanyz hesaptan kitaptan, o zaman girmeyeceksiniz anlamady?ynyz i?e balyklama. Rahat ve dü?üncesizseniz, olabilecekleri göz önüne almaksyzyn Allah büyük deyip de, ?imdi de rahat olun efendim. Byrakyn ipin ucunu harcarken yapty?ynyz gibi, byrakyn nereye götürürse götürsün. Allah büyük büyük olmasyna tabii, ama senin aklyn küçükse ya da kullanamyyorsan o verdi?i akly Allah ne yapsyn? Gelip borcunu da ödeyecek de?il ya senin.

Bir de iyice cahilleri var bu i?in. Kadynca?yz ev kredisi kuyru?unda; sunucu soruyor:
-Teyzeci?im ne bekliyorsun burada?
-Kredi veriyorlarmy? da almaya geldim.
-Peki, ödeyebilecek gücün var my ayda ?u kadar YTL yi?
-Yok, o?lum ne gezer o para bizde
-Peki teyze o zaman niye geldin buraya?
-Veriyorlar dediler geldim, anlamam ben öyle ince hesaptan.
-Ama teyzecim hesap ortada
-Olsun be o?lum, hele bir alalym da ?u evi, sonra dü?ünürüz. Allah büyük.

Y?te yine i? Allah’a havale edildi. Olmady devlete, olmady duygu sömürmeye kanallara, kadyn programlaryna, o da olmady, ölümden öte köy yok ya! Gerçi bununki lüks de?il. Ba?yny sokup ya?lyly?ynda kendi evim diyebilece?i, rahat edece?i iki göz oda. Haklysyn teyzem ama olmayynca da olmuyor i?te, niye zorlarsyn ki kaderi? Daha kara tablolar çykaracak sonra ortaya görmüyor musun?

Ölünün ardyndan konu?mak ayyp ve de günah, ama konu?aca?ym bu defa her ?eyi göze alyp. Çok kyzdym çünkü, acyyamadym da kendisine. E?ine üzüldüm, çocuklaryna üzüldüm o araba sevdalysy polisin; böyle dü?üncesiz ve bencil bir e? ve babaya sahip olduklary için. Gerçi bilmiyoruz bu hesapsyzlykta e?inin de payynyn olup olmady?yny, ama yine de bencillik. Ben çykamadym i?in içinden, çekip gidiyorum. Size ise üzüntü, sykynty ve bir sürü borç byrakyyorum. Ne haliniz varsa görün, ne yaparsanyz yapyn, hiç umurumda de?ilsiniz, hadi bana eyvallah de?il de ne bunun di?er ady?

Bakyyorsunuz çoluk çocuk yary aç, yary tok, pek çok ?eyin özlemi içerisinde, yarym yaka, yarym pabuç, babanyn altynda son model bir araba, ykyna sykyna uykulary yarym, taksitlerini ödeyip ödeyemeyece?i kaygylarynda, yine de i?in havasynda.

Bu gün de ekranda biri daha; asgari ücretli, 30 ya?ynda, e?inin çaly?masyny uygun bulmuyor, bir de çocuk yapmy?, kredi karty borcu byrakyn gyrtla?a dayanmayy, tepesini a?my?. Gerçi, tarty?ylabilir ekonomi politikalary, yanly?lar, hatalar, ülke gerçekleri vs. vs pek çok gerçek var ?üphesiz ama sen kendine dü?eni yap be birader, sistemi de?i?tiremeyip gerçekleri düzeltemeyece?ine göre.

Bir kere gencecik ya?ta asgari ücretle evlenmeye cüret nesi? Hadi o denli yüreklisin, ne diye çaly?mayan bir e? seçersin ya da niye kadyn çaly?mamaly zihniyeti, güvençli yanyn varmy? gibi? Hadi samanlyk seyran olacak sandyn yanylgynyn farkyndasyzly?yyla; o çocu?un ne günahy var da böylesi ?artlaryn ya?andy?y bir ailede dünyaya gelmesine izin veriyor, o da yetmez gibi ikinciye hamile byrakyyorsun e?ini?

Ve de ?imdi çykmy? ekrana böbre?inin birine talip aryyorsun 20.000 YTL ye. Böylesi sorumsuzlukla, böylesi cüzi bir rakama feda kolay my bir organy? Yoksunlarynyn nasyl kyvrandy?yny, kaybedildi?inde, dünyayy versen geri getiremeyece?in bir böbre?in ne demek oldu?unu hiç mi görmüyorsun zaman zaman dile getirenlerin feryatlarynda? Evet, 20.000 YTL çok para senin için ama gereksinildi?inde o paranyn binlerce misline bile geri alamayaca?yny, ya da o kalan teki de bir vesile kaybedersen neler ya?ayaca?yny ve çevrene de ya?ataca?y hiç mi hesap etmiyorsun?..

Nedir bu aly? veri? çylgynly?y, bu bedavaymy? gibi da?ytylan kredi kartlaryndan yararlanma giri?imleri ve sorumsuzca, hesapsyz kitapsyz davrany?lar silsilesi?

Y?te son, ama bu gidi?le asla son olamayacak gibi görünen dü?üncesizlik, tüketim çylgynly?yna bir hizmet ve zaten büyük oranda var olan e?itim yoksunlu?una bir balta darbesi daha bir ?ekilde. Ve ya?ayanlarynyn ço?unlu?u yüksek kültüre sahip Ankara’ya yaky?mayan, yetersiz sayydaki tiyatroya ra?men, yyllaryn Yeni Sahnesi’ni yykyp, aly? veri? merkezi yapylma karary ve de ardyndan hâlâ devam eden in?aaty!

Nedir bu doymazlyk, nedir bu hava ve lüks meraky ve de aya?yny bir türlü yorgan içinde tutamama beceriksizli?i. Daha üst model arabaya binmek, kom?udan daha lüks e?yalara sahip olmak ya da birkaç fazla giysi sahibi olmak, lüks bir yerde tatilin havasyny e?e dost’a atabilmek u?runa hesapsyz harcamalar?

Oh ne ala!..
Gelirinden fazla harca, ödeyeme.
Bakabilece?inden fazla çocuk yap, bakama.

Sonra da veryansyn et devlete ya da yalvar, borcumu öde, çocuklaryma bak veya bakabilmem için yardym et diye. Olmady kanal kanal kadyn programlaryny dola?yp duygu sömür, o da olmady, geri kalanlary hiç dü?ünmeksizin intihar edip çek git.

Peki yorganyyla aya?yny dengeleyebilen, sykynty, ama çok sykynty çekenlerin, yyllarca, ödeyebilece?i kadar borç yapyp zamanynda ödeyenlerin, bakabilece?i kadar çocuk yapyp kimseye el açmadan bakabilenlerin, bastyrmaya çaly?arak içindeki pek çok özlemi, yüre?indeki syzysyyla, ama ba?y dik, içi huzur dolu yine de, ba?yny yasty?a koyabilenlerin günahy ne?!!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
FELAKET GELİYORUM DER!!!
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Ksm 2007
Bildiriler: 243
Şehir: Antalya-Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
FELAKET GELİYORUM DER!!!


Demez der ya bir atasözünde, doğru değildir aslında. Der, hem de bazen avaz avaz GELİYORUM der. Der de, ya aldırmayız, ya gafletteyizdir göremeyiz, ya iyi niyetli, ya da saf, inanırız gelmeyeceğine veya farkında değilizdir bırakın büyüklüğünü, gelenin felaket olduğunun dahi. Görenlerimiz bilenlerimizin ise bir kısmı kendi koltuğunun derdiyle, doğru dürüst muhalefetliğini yapamayışını, çözüm üretemeyişini görmezden gelip yerini daha yetkin birilerine bırakmaktan imtina eder, zor gelir o yıllardır ısıttığı koltuğu terk etmek. Kimi gerçeği gören ve olacaklardan korkanlar ise, susturulur, sürülür, görevinden uzaklaştırılır ve de zaten, büyük çoğunluktaki gaflettekilerin karşısında azınlıkta, eli kolu bağlı, yapacak fazla bir şeyi yoktur yapabildiklerinin dışında kendine düşenlerin, kendince olanların ve gümbür gümbür gelişini görerek felaketin, içi kan ağlayarak izler gelişini. Suskun değildir, kendince seslenir, uyandırmaya, aymaya davet eder uyumaktakileri, ama yetmez sesi, ulaşsa da ulaşılmak istenenlere, anlamayana, anlamak istemeyene, işine gelmeyene, en önemlisi de cahile laf anlatmak en zorudur. Namık Kemal de demiştir ya sürgünden dönüşünde sorulduğunda: Efendim, bunca eziyet çektiniz, yokluklar, sürgünler, zindanlar gördünüz, sizin için en zor olanı hangisiydi? Cevap vermiş: Hiçbiri. En zoru cahile laf anlatmaktı.
……..

Bir yerlerden başlar göz boyamalar, ardından ihtiyaçlar teorisince, önce açlar doyurulur birkaç öğünlük birkaç paket makarnayla, bedenler ısıtılır bir iki çuval kömürle, umutlar, hayaller beslenir güçlü sözler, vaatlerle! İnanma ihtiyacındayızdır, inanmak isteriz güzelliklere, özlemlerimize kavuşacağımıza, umudumuz da olmasa yaşayamayacağımızı bilir, o nedenle inanmak isteriz.

Bazen de belki deriz, umudumuzu kesmişizdir mevcutlardan, görmüşüzdür yıllardır yapıla gelenleri, boş vaatler olduğunu, üretimin, uygulamanın sadece laftan ibaret olduğunu.

Yeni umutlar yeşertmek gereğindeyizdir. Deniz ötesi, batağa düşmüş, saplanmadayızdır gün be gün, gömülmüşüzdür gırtlağımıza kadar, yılan da olsa sarılırız, ya da bazılarımız uzatılmış bir dost eli zannıyla.

Artık kandıramasa da, inandıramasa da sokaktaki çocuğu bile, ABD nin yaptığı da bu değil miydi?! Önce uyum yasaları masalıyla, kendisi halen uygulamaktayken idamı kaldırtıp masalın devamında, yakalandı yalanıyla bölücü başını teslimi, PKK lider kadrosuna dahil dediği 15-20 teröristi Irak ve ABD tarafından yakalandı deyip teslim edişi?!! Bal çalmak değil miydi, göstermelik iyi niyet, dost maskesiyle riyakârlığını gizlemek değil miydi? Bu kadarını becerebiliyorsa tamamını teslim elinde değil miydi? Dost dediğinin, canı ciğerinin başına çuval geçirir, işkence eder miydi? Dostunun düşmanına satar mıydı en güçlü silahlarını? Her zaman her ülkede yaptığı o oyunu sergileyip, tavşana kaç, tazıya tut der miydi?

ABD’nin de, AB’nin de ne olduğu, ne yapmak, nerelere varmak, neler elde etmek savaşımında olduğunu da, düşmanın dik alası olduklarını da artık sağır sultan da duydu, kör sultan da gördü, tekrar yazmaya, bir bir sıralamaya gerek yok, hepimizce malum gerçekleri!

İki farklı tarihteki, iki liderin, liderlik koltuğuna oturmadan önceki söylemlerini aynen aktarmak istiyorum bir de bu vesileyle size, hazır yeri gelmişken.

Ak günler, nurlu ufuklar vaat edip sonradan 5000 hava subayını katlettiren Humeyni’nin, öncesinde Paris’te sürgünde söylediği: Şahın devrilmesinden sonra, muhalefet örgütlerinin de toplumda bir yeri olacak. Komünistlerin bile düşündüğünü söyleme ve örgütlenme hakkı olacak. Halk İslam Cumhuriyeti istiyor…

Ve

Recep Tayip Erdoğan: Demokratik tercihini bizden yana kullanan vatandaşlarıma sesleniyorum: Sizin sandıkta verdiğiniz mesajı anlıyorum. Lütfen müsterih olun. Hepimiz birleşerek demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti daha yükseklere taşıyacağız. Cumhuriyetin temel niteliklerinden taviz vermeyeceğiz…
( 22 Temmuz 2007)

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Yorum sizin efendim!!!
Kullanıcı kimliğini gösterperihan reyhan alkan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
PERİHAN REYHAN ALKAN KÖŞESİ
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
2. sayfa (Toplam 18 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2