Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Hzr 2005
Bildiriler: 549
Şehir: Ystanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Gidişat karşılığı, genel-gidiş sozcüğü de kullanılabilir, yerine göre, esenlikler.

_________________
www.gelgelturkce.blogcu.com
Kullanıcı kimliğini gösterbensay tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 16 Eyl 2005
Bildiriler: 312
Alıntıyla Cevap Gönder
Dedim gidiş? Dedi "onlara göre"
Dedim kötü mü ki? Dedi "bin kere"
Dedim hak, adalet "Tu" dedi yere
Arkasından baltasını biledi

Gördüğünüz gibi gidiş sözcüğü zaten kullanılıyor. Kendinizi bu kadar sıkmanıza gerek yok bence. Sonundaki gereksiz "at" kuyruğunu atın, geriye temiz bir Türkçe kalsın.

ko+l=kol (koymak, komak sözcüğünden türemiştir. Koymaya yarayan ko+l)

Kim demiş Türkçede "l" eki yok diye?

Ayrıca bunlar daha önce burada bol bol konuşuldu. Aynı şeyleri yeniden benzer sözlerle ortaya koymak eski üyeler açısından sıkıcı olabiliyor. Yeni gelen arkadaşların düşüncelerini ortaya koyarken buna da dikkat etmelerini, daha önce bu konuların ne yönde konuşulduğunu araştırıp ondan sonra hâlâ gerekli olduğuna, yeni bir yorum getireceğine inandıklarında düşüncelerini yazmalarını salık veriyorum. Dikkat ederseniz pek çok arkadaşımız artık yazmaz oldu.

Lütfen beni anlayışla karşılayın.
Kullanıcı kimliğini gösterMehmet Çömez tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 138
Alıntıyla Cevap Gönder
ÇÖMEZ beyin önce okuyup gerekiyorsa yazınız sözlerine tamamen katılıyorum. Gereksiz teşekkürler, sırf yazmış olmak için yazmalar gerçekten seviyeyi biraz düşürüyor.Herkes yazmak zorunda değil.Bunu bilmemiz lazım. Bu konuyu özel konuşmalarımızda sayın Melan'ın da rahatsızlığı biliyorum. Gereksiz şişirmelerle söz kalabalığı yapmaktan kaçınmak gerekiyor.Benim gibi herkesin çizmeyi aşmamasında yarar var. Herkes her şeyi bilemez ki.Kimse bunu bekleyemez.

Ben derim ki söz gümüşse sükut altındır diyerek yeri gelince yazmamanın yazmaktan daha iyi olacağını bilmeliyiz. hele imla kurallarını ve Türkçe harfleri kullanmadan yazanları kesinlikle kınıyorum.Bu ortama hiç yakışmıyor. Sayın Melan dostumun nazik uyarılarının işe yaramadığını görmek beni çok üzüyor.Onun bu konudaki hassasiyetini ve neler hissettiğini çok iyi anlıyorum.Eğer bu ortamın bu güzelliğini muhafaza etmesini istiyorsak biraz gayret etmek zorundayız.Ben de uzun süredir yazmıyorum. Zaten genellikle okuyucuyum.Ama bu demek değildir ki buradan uzağım. Sayın ÇÖMEZ herkesin yazmasını beklemek yanlış. Bundan şikayetciyseniz önce sizin gayretlerinizi görmek isteriz. Üstelik yeni fikirler, yeni ufuktur.

Hürmetler
Kullanıcı kimliğini gösterEbubekir U. tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Ebubekir, eski ve kadim dostum. Hep geride kalıp destekledin. Teekkür ederim.

Sayın ÇÖMEZ, yerindeki endişe ve uyarınız için teşekkür ederim. Ama burası han, bizler hancı olduğumuz sürece pek çok yolcu gelip geçecektir. Önemli olan onların yazıp yazmamasından ziyade bizlerin üstümüze düşeni gereğince yapmamızdır. Kendi adıma huzurluyum. Bu işe gönül verenlerin de elinden geldiğince yeni konular ürettiğini görüyoruz. Elbette bu bir yeti işidir. Herkesten büyük ses getirecek, önemli çıkarımlar beklenemez. Kimi üretir, kimi eleştirir. Bizler hem üretken hem eleştirmen konumunda olmak zorundayız. Bunlardan sadece birine ağırlık verdiğimizde zaman içerisinde kısır bir döngü içerisinde bocalamaya mahkûm oluruz. Başkalarına söyleyecek sözümüz de kalmaz, güvenilirliğimiz ve saygınlığımız da. Ben şahsen elimden geldiğince madalyonun iki tarafında da olmaya çalışıyor, üstüme düşeni yaptığımı sanıyorum. Bunu yaparken de hiç kimseyi kırmamaya, huzursuz etmemeye son derece özen gösteriyorum. Tüm katılımcı dostlara eşit mesafede olmaya gayret ediyorum. En samimi dostlarıma bile bu ortamda sadece bir katılımcıdır gözüyle bakıyorum. Bu işi sürdürebilmem için bunu gerekliliğine inanıyorum. Aksi halde biz de pek çok sitede gördüğümüz gibi magazin haberciliği yapmanın, kopyalayıp yapıştırmanın ötesine geçemeyiz. Farkımız fark edilmeli. Bizler geçici bir heves için değil uzun soluklu bir gelecek için çalışmalıyız. Yavaş ama emin adımlarla. Bu da sizin gibi dostların üretkenliğine bağlıdır. Lütfen huzursuzluğunu duyduğunuz bu konuda desteğinizi esirgemeyiniz.

İki yıllık bir geçmişimizin olmasına rağmen ne kadar geniş bir bilgi birikimimizin olduğuna sizler şahitsiniz. Her gelen baştan sona bunları bir çırpıda nasıl değerlendirebilir ki? Kaldı ki toplum olarak okuma özürlüsü olduğumuz ortadadır. Bu nedenle bunu beklemeye hakkımız olmasa gerek. Bırakın geçmiş konuları, yazdıkları bölümdeki üst bildirileri bile doğru dürüst okumadan heyecana kapılıp görüşlerini sunanlar çıkıyor. Gelen dostları her seferinde bunu dedik, şunu dedik diye eleştirecek olursak sonu nereye varır dersiniz? Ama kısa sürede uyum sağlandığı, genel gidişe ayak uydurulmaya çalışıldığı görülmektedir.

Saygı çerçevesi içerisinde herkesin paylaşabileceği bir şeylerinin varlığına inanıyorum. Aksi halde önemli bir uğrak yeri olmaktan çıkarız kanısındayım.

Bu vesileyle abartılı saygı ve beğenilerle kişisel eleştirilerin her zaman olduğu gibi özelden yapılmasını, gereksiz bildirilerle, üst bildirilerin alıntılarıyla ortamın şişirilmemesini rica ediyorum.

Amaç bilgi birikimi ve paylaşımıysa, buna yakışanı yapmak görevimiz olmalı. Karşılıklı övgülerin ve kişisel sürtüşmelerin tüm katılımcıları sıkacağı, konuları dağıtacağı unutulmamalıdır.


Anlayışla karşılanacağım beklentisiyle.

Saygılar

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 07 Ekm 2006
Bildiriler: 8
Şehir: Hamburg
Alıntıyla Cevap Gönder
Merhaba.

bugün biraz kişisel biraz genel bir eleştiri yapmak istiyorum.

Baktım ki yazmış olduğum son birkaç yazı üzerine birtakım tepkiler gelmiş.
Maalesef burada da kılasik Türk kimliği kendini göstermiş.

Merak ediyorum şu şekılcilikten ne zaman kurtulacağız?
Sen sakalını kes! Sen başörtünü çıkart! Sen şapkanı çıkart!
Ne oluyoruz anlamıyorum?
Nedense kendi yaptığımız işten çok karşıdakilerle uğraşma hastalığı var bizde
ve adamın hevesini kursağında bırakmayı marifet sanma.

Ne var yani bir iki yazımda Türkçe harf kullanmadıysam?
(Tahsin Hocam. bu eleştiriye sizi dahil etmiyorum)
Bunun alışkanlıktan geldiğini ifade ettim ve bu konuda çaba sarfedeceğimi de.
Ama ol deyince olmuyor işte ve insan sıkılıyor bir zamandan sonra.

Bir de sanki buradaki asıl amaç Türk alfabesini kurtarmakmış gibi bir tutum sergileniyor.
Merak etmeyin arkadaşlarıma hal hatırlarını sorarken "NASILSIN?" demiyorum.
Parmaklarımızın ayarı bozuk ama dilimiz hala sağlam.

Temcit Pilavı
OKUL kelimesini gidişat üzerine (Birazdan ise gitmek zorundayım o nedenle biraz hızlı yazmam lazım. Kusuruma bakmayın desem de nasıl olsa bakacaklar cıkacak o nedenle demiyorum) Evet Türkçede "L" eki olmadığı yanlış bilgisini başka bir kelime üzerine yapılan tartışmada örnek olarak verdim. Yani ben doğru olduğunu sandığım o bilgi ile örnekleme yaptım ve bunu yaparken de Türkçede böyle bir ek var mi yok mu kaygısı içerisinde değildim ki bunun sonucunda dilimiz sitesinde L eki üzerinde araştırma yapma gereği de duymadım.

Bunun ötesinde buradaki her üyeyi İSTEKLİ BİRER ÖĞRENCİ ve GÖNÜLLÜ BİRER ÖĞRETMEN olarak görüyorum. Öğrenci dinlemesini öğretmen öğretmesini bilecek. Ki herkesten de öğretmen olmaz. Bir öğretmen bir günde aynı şeyi 10 kez tekrarlayabilir ve uzun vadede yıllarca. Bunu severek yapmazsa karşısındakine birşey veremez. Hep aynı şeyleri öğretmekten sıkıldım deme lüksü yoktur.

Ayrıca karşınızdaki cahil ya da eksik bilgi sahibine "Sen git de önce kitap oku" diyerek onu muhatab almazsanız o da sizi muhatab almaz.

Eğer yeni gönderilen yazılar içerisinde daha önce gündeme gelmiş ve tartışılmış ibareler geçiyorsa ve de severek öğretiyorsanız bunu karşınızdakinin kafasına kakar gibi yapmazsınız. Size zor geliyorsa cevap vermezsiniz olur biter. Madem kendinizden eminsiniz soruya muhatab olanlarin cevabi bildiğinden, bırakın başkaları versin cevabını. Ne kendi canınızı sıkın ne başkasının.

Hz. Hasan ve Hüseyin kardeşler birgün camide abdest alırlarmış. Bakmışlar yaşlı bir amca abdesti yanlış alıyor. Gitmişler yanlarına: "Amca, hangimizin abdesti doğru aldığına bir bakver" demişler. Sonra ikisi de abdesti doğru almışlar. Yaşli amca ikisinin de başlarını okşayarak "Sevgili evlatlarım! İkiniz de abdesti dosdoğru aldınız, abdesti yanliş alan benim" diyerek yanıtlamış.

Doğruyu yanlış bir şekilde bildirmek yanlış yapanı güçlü kılar
doğruyu doğru bir şekilde bildirmek ise yanlış yapanı mahcup eder.

Hem suçlu hem güçlü müyüm yoksa mahcup mu bilemiyorum doğrusu.

Saygılarımla

_________________
Ordular çarpy?yr, kan akar, oluk olur
Bulutlar çarpy?yr, ya?mur ya?ar, rahmet olur
Byrakalym kylyçlary kalkanlary,
Çarpy?syn fikirlerimiz, dü?üncelerimiz
Huzur olsun, çyky? olsun, yol olsun !
Kullanıcı kimliğini gösterselimacar tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderMSNM
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Alıntı:
Bunun ötesinde buradaki her üyeyi İSTEKLİ BİRER ÖĞRENCİ ve GÖNÜLLÜ BİRER ÖĞRETMEN olarak görüyorum. Öğrenci dinlemesini öğretmen öğretmesini bilecek. Ki herkesten de öğretmen olmaz. Bir öğretmen bir günde aynı şeyi 10 kez tekrarlayabilir ve uzun vadede yıllarca. Bunu severek yapmazsa karşısındakine birşey veremez. Hep aynı şeyleri öğretmekten sıkıldım deme lüksü yoktur.



Teşekkürler. Beklenen budur. Bu nedenledir ki hiçbir ayrım yapılmamakta ve tüm katılımcılar "Türk Dili Sevdalısı" olarak değerlendirilmektedir.


Saygılarımla

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
selimacar demiş ki:
Ne var yani bir iki yazımda Türkçe harf kullanmadıysam?
(Tahsin Hocam. bu eleştiriye sizi dahil etmiyorum)
Bunun alışkanlıktan geldiğini ifade ettim ve bu konuda çaba sarfedeceğimi de.
Ama ol deyince olmuyor işte
ve insan sıkılıyor bir zamandan sonra.

Samimi duygularınızla yazdıklarınıza gönülden katılıyorum. Türkçemize yapılan saldırılardan dolayı heyecan içindeki gönüldaşlarımızı da mazur görünüz lütfen. Hepimiz burada mukaddes bir dava için bulunmaktayız.

Saygılarımla.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Cmt Arl27, 2014 15:46 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 06 Hzr 2005
Bildiriler: 117
Alıntıyla Cevap Gönder
Konu neredeyse kapanmış gibi. Ben de gereksiz yere uzatmak istemem; ancak Sayın Çömez'e ve Sayın Ebubekir'e katıldığımı söylemeden edemeyeceğim. Lütfen bu eleştiriyi bireysel olarak düşünmeyin bence. Elbette burada eksiklerimizi gidermek için, doğru bildiğimiz bir yönde ilerlerken birbirimize destek olmak için bulunuyoruz. Bunu yaparken de sürekli yakındığımız bir konunun "geçmişten ders almamanın" tuzağına düşmeyelim istiyorum ben de. Geçmişten ders almanın kapsamı içinde görüyorum her hangi bir konuda düşüncelerimizi sunmadan önce geçmiş sayfaları karıştırmayı.

Elbette yazmamamızın bunun dışında pek çok haklı nedeni var bizlere göre. Bunun yanında bulunduğumuz ortamda kazara da olsa yinelenen ve aynı sözlerle yanıtlanmaya çalışılan benzer görüşler, gereksiz yere uzatılmış teşekkürler okurken zamanımızı alıyor. Bana göre düşüncelerimizi en az sözcükle anlatabilmeye çabalamalıyız. İçinde bulundğumuz aile son derece değerli üyeleri barındırıyor. Size ait her sözcük değerli bizim için. Eminim Sayın Ebubekir, Sayın Çömez ve diğer arkadaşlarımız da aynı görüşe sahiptir. Bu nedenle sizler de görüşlerinizi bu anlayış içerisinde uzatmadan, aynı şeyleri defalarca yinelemeden aktarırsanız daha bir zevk ve heyecanla okuruz.
Kullanıcı kimliğini gösterDorukhan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 14 Arl 2006
Bildiriler: 15
Şehir: Alamanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Bütün katılımcıların çabalarını çok beğeniyorum. Çalışmalarınız, önerileriniz, düşünceleriniz beni çok imrendiriyor.
Benim temel düşüncem, çabalarımızı birilerine karşı, hırçın, nedenlerle değil, salt sevgili Türkçe adına, dil bayrağımıza küçük bir katkı için yapmak için olmalı.
Bu amaçla yapılan her çalışma ve çaba belli ki, iyi bir iştir. Sonuçlarının ne olacağını kestirmek güç, ama hiç bir şey yapmazsak sonucun ne olduğunu bugün Yurdumuzda görüyoruz.
Bir rastlantı sonucu Türkçe için „soysuz, köksüz“ dendiğini okudum. Böyle düşünenler kişiyi elbet hırslandırıyor. Ama bunu yanıtlamak ve açıklamak çok kolay, o zaman Türkçeyi „soylu ve köklü“ olduğunu sandıkları bir dil ile karşılaştırsınlar.
Ben kendi deneyimlerimle biliyorum ki, Türklerin yabancı dil öğrenimindeki en büyük zorluk, Türkçenin dehşetli gücü ve benzersiz yapısından kaynaklanıyor.

Yalnızca iki örnek veriyorum;
- Roman yada Latin kökenli dillerde soru eki yoktur. Bir tümceyi soru tümcesine dönüştürebilmek için, tümcenin yapısını bütünüyle deĝiştirmek gerekir.
- Roman yada Latin kökenli dillerde, yüklem için ayrı bir olumsuzluk eki yoktur.
Bir Alman, Fransız, yahut İngiliz „gelme“ diyemez, „gel değil“ diyebilir. Türkçenin çevikliği ve kullanım kıvraklığı benim tanıdığım dillerde yok.

Benim bu düşüncem bütünüyle bilimsel oluştu. Eĝer ben bir Japon yahut İtalyan da olsaydım da, bu sonuca gelecektim. Türkçenin gücü üzerine olan kanım, doğal bir sonuçtur.
Biliyoruz ki, başta bazı köşe yazarlarımız, özel bir çaba sonucu alıntı kavramlar ve sözcükleri iştahla kullanıyorlar. Bu ülkemizde yaygın olan eski bir gelenek. Bunun altında yatan neden, bilgi eksikliği ve bunu yapay bir biçimde örtme, bulandırma çabaları.
Türkçede kullanılan, egzoz, lavabo, hoparlör sözcüklerinin ortak ve yaygın bir söyleniş ya da yazış biçimi yok. On kişi yazsın, herkes ayrı yazar. Şimdi bunlar garipsenmezken, sizin kuramladığınız sözcükler mi, garipsenecek? Ben yıllar önce Kırşehirli bir emminin hoparlör yerine kulakçak dediĝini duydum ve o günden bu yana bu zımbırtı benim için kulakçak. Dile katkıda bulunmak için yetkin yada uzman olmaya gerek yok, salt yetkinler yada uzmanlar tarafından üretilmiş bir dil yapay ve hantal kalır. Benim çok severek kullandığım „tırsmak“ kavramını TDK nin yada bir uzmanın bulduğunu sanmıyorum. Dilin gerçek sahibi o dili kullanan toplumdur ve biz de bu toplumun bireyleri olarak, dile katkımızı sunarız. Yerleşirse, kullanılır. Değilse bir nedeni vardır.
Bu konumda daha atak, daha zincirsiz girişimlerinizin yemişleri olan çalışmalarınızı, ilgiyle ve heyecanla bekliyorum.

Saygılarımla
Kullanıcı kimliğini gösterHasan Akküc tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 16 Eyl 2005
Bildiriler: 312
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Hasan Akküc;

Düşüncelerinize katılıyorum. Bir öğretmenim şöyle demişti: "Dilin kurallarını o dili konuşan insanlar koyar." Genel geçer kural da budur zaten. Buna kimse itiraz edemez. Yani dilin kuralları o dili konuşan kişilerce konulur, uygulamaya geçirilir. Araştırmacılara da bu kuralları bulup yazarak derli toplu hale getirmek kalır. Yabancı kökenli sözcükleri anadilimde kullanmamaya çalışmakla birlikte sözcük türetme konusunda benim kaygılarım, korkularım vardır. Bir zamanlar TDK'nin özleştirme çalışmalarıyla alay etmek, bu çalışmaları baltalamak amacıyla abuk sabuk sözler türetilmişti, hepiniz bilirsiniz bunu. Yani; otobüs için çok oturgaçlı götürgeç, İstiklal Marşı için Ulusal Düttürü, tren için alttan ittirgeçli, üstten tüttürgeçli çok oturgaçlı götürgeç gibi dilin kuralları içinde kabul edilebilecek; ama uygulamada son derece küçük düşürücü ne idüğü belirsiz sözcük öbeklerinden söz ediyorum.

Sonuç olarak masabaşından bu olaya bakmak komik sonuçlar doğurabiliyor. Biraz da bu dilin gerçek sahibi olan halka (ama şehirde veya televizyon karşısında yozlaşmamış olanlarına) kulak vermek gerekiyor. O zaman işte yoldüzer, kulakçak gibi kolay kabul edilebilir, kulağa hoş gelen, güzel sözlerle tanışabiliyoruz.

Bunları söylerken arkadaşlarımın burada sergiledikleri sözcük türetme çabalarına da özellikle karışmamaya çalışıyorum. İçlerinde beğendiğim ve kullandığım olduğu kadar beğenmediklerim, son derece komik bulduklarım da var. Bu konuda özellikle olumsuz şeyler söyleyip onların yaratıcılıklarını da engellememeye çalışıyorum.

Ben yeni sözcük türetmek yerine halkın ağzında buna bir karşılık var mı diye bakmayı daha bir doğru olarak görüyorum ya da bir ad vermeden halkın kullanımına sunup halkın buna ne ad takacağını beklemek... Beklemeye sabrımız yoksa halk gibi düşünüp uygulamak bence en doğrusu.
Kullanıcı kimliğini gösterMehmet Çömez tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Selam
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 10 Oca 2007
Bildiriler: 87
Alıntıyla Cevap Gönder
Bütün Türkçecilere merhaba. Bu ilk yazımda doğrudan somut bir giriş yapıyorum: Ben şu kelimelere sinir oluyorum arkadaşlar. Bunları ya dilden atalım, yahut dilimizle ifade edelim. İşte öncelikle vurguladıklarım:
hobi, spesifik, franchising, patent, lisans, stratejik, tekno, referans, paradigma, parametre, endeks, statüko, inisiyatif, operasyon, bienal, rest, kulis, klasman, start.

Saygı ve sevgilerimi iletirim.
Kullanıcı kimliğini göster14. savaşçı tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Arl 2006
Bildiriler: 244
Şehir: Mersin
Alıntıyla Cevap Gönder
Şu anda kullanımdaki karşılıklar:
hobi için uğraş/uğraşı
spesifik için günlük: belirli/kesin/apaçık fizikte: özgül (ağırlık)
referans için başvuru
endeks için dizin
operasyon için günlük: işlem tıp: ameliyat matematik: (ikili) işlem
start için başlangıç/baş
parametre için matematik: yandeğişken
lisans için ehliyet/olur belgesi
Kullanıcı kimliğini gösterOktayD tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 18 Eyl 2007
Bildiriler: 31
Şehir: Bursa
Alıntıyla Cevap Gönder
Daha önce konuldu mu bilmiyorum ama oradan buradan topladığım sözcükleri buraya koyayım dedim.

BELİRTKE: amblem
ACIK: keder, dram
ACIRAK: tadı acıya kaçan.
AÇKICI: vernik
AĞIRŞAK: bobin
AKBASMA/AKSU: katarakt
AKLAN: maile
AL: ENTRİKA
ALARMAK: KIRMIZILAŞMAK
ALDAÇ: HİLE
ALDANÇ: SAF, NAİF
ALLAK: ŞÜPHELİ
ASI: kâr ( Bunu Kutadgu Bilig'de de gördüm)
AYRIBASIM: offprint
AYRIKSANMAK: izole edilmek (toplumsal yalıtılma anlamı için daha güzel)
BOZUNMA: disentegrasyon
BUÇ: limit
BUYRULTU: manda ( yönetim şekli)
BÜRGÜ: mendil
BÜRÜM: rulo
ÇÖKKÜN: depresif
ÇATALAĞIZ: delta
ÇELİM: form
ÇENK: lir
ÇEVİRGEÇ: komitatör
ÇEVRİNTİ: rotasyon
ÇİRİŞ: macun
ÇİZECEK: skriber
ÇİZEM: diagram
ÇİZEMSEL: şematik
ÇİZGE: graf
DENEYÜSTÜ: transendantal
DİRENEK: destek
DİRİKSEL: fizyolojik
DİZİM: kompozisyon
DİZMEN: kompozitör
DURAKI: nektarin
DÜZGÜ: norm
DÜZGÜSEL: normatif
EĞİNTİ: talaş
EPKEM: lâl
EREKLİK: finalite
ERGİME: füzyon
EŞEYSEL: cinsel
GÖÇÜŞÜM: metatez
EVİRMEK: alter
GEÇMELİK: toll
GEMİLİK: dok
GENGÜDÜM: strateji
GERÇEKLEMEK: verife etmek
GERGİ: perde
GEZLEMEK: hedeflemek
GİRİŞİK: kompleks
GİZDÜZEN: KONSPİRİSE
GİZEMCİ: mistik
GÖDEN: rektum
GÖKÇE: akuamarin
GÖMÜT-LÜK: mezar-lık
GÖRENEKSEL: konvansiyonel
GÖNENCE: konfor (gönenç'ten ayrı olarak)
GÖRÜM: vizyon
GÖZDİKEĞİ: hedef
GÜCÜN: İngilizcedeki "hardly", zar zor, neredeyse hiç
GÜDÜMBİLİM: sibernetik
GÜNCEK: şemsiye
GÜNLÜK: mür
ILGIM: serap
ILIM: MODERASYON
ISIALAN: endotermik
ISIN: kalori
ISIVEREN: egzotermik
IŞIKGÖÇÜM: fototaksi
IŞILTI: flaş
IŞINIM: radyasyon
IŞINETKİ-N: RADYOAKTİVİTE- RADYOAKTİF
İÇEKAPANIK: otist
İÇGEÇİT: tünel
İÇLEm: komprehensiyon
İÇYAĞI: süvet
İKİDEĞERLİ: bivalent
İKİDÜZLEMLİ: dihedral
İKİŞEKİLLİ: dimorfik
İKİYAŞAYIŞLI: amfibik
İLAÇBİLİM: farmakoloji
İMSEL: sembolik
İMYAZIM: stenogrfi
İŞLEYİM: endüstri
İZLEM: obzervasyon
İZLENCE: program (TeVe)
İZLEK: prosedür
KALDIRICI: kriko
KALIMLILIK: ebediyet
KALMALI: lokatif
KANIŞ: opinyon
KARABOYA: sülfürik asit
KARACI: müfteri
KARADUYGU: melankoli
KARALTI: silüet
KARAMAK: iftira etmek
KARŞIGELİM: antagonizm
KARŞITDUYDU: antipati
KASBİLİM: mioloji
KASIL: müsküler
KASINÇ: spazm, kramp
KASINMAK: kramp girmek
KATINTI: mikstür
KAVKI: hayvan kabuğu
KAVUŞUM: konjüksiyon
KAYGANA: omlet
KAYNAÇ: geyser
KAYNARCA: spa
KAYŞA: heyelan
KAYŞAT: debris
KAZANÇSAL: ekonomik
KAZMAÇ: ekskavatör
KENDİLİK: entite
KIRILIM: refraksiyon
KIRINIM: difraksiyon
KIYIŞMAK: rekabet etmek
KORUNCAK: kasa, safe
KOŞUK: vezin
KOYAK: vadi
KÖKÇÜ: herbalist
OLUMLAMAK: afirme etmek
ORGANAKTARIM: transplantasyon
OYMACI: ANGRAVER
OYMABASKI: GRAVÜR
ÖZDEN: orijinal, otantik
ÖZEK: merkez
ÖZSEL: esas
ÖZGECİ: altrüist
SARISABIR: aloe
SAYLAV: mebus
SESBİLGİSİ: fonetik
SESBİLİM: fonoloji
SÜREDURUM: kesatlık, inertia
SÜTBAŞI: krema
TELCİK: fibril
TÜMEL: üniversal
URUK: klan
UTYERİ: genital bölge
YÜZGELEN: ekabir.

_________________
O?an
Kullanıcı kimliğini gösterAfrasiyab tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
TÜRKÇESİ VARKEN... sayfalarının yeni sunumunu sizlerle paylaşmanın gururu içindeyim. Umarım beğenirsiniz. Bu sayfalarda emeği olan herkese sonsuz teşekkürler. Bu başarı hepimizin.

Bu değişiklik internet bağlantısı için de geçerlidir.

yeni bağlantı:

www.turkcesivarken.dilimiz.com
www.trvar.dilimiz.com

Saygılarımla


[/img]

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
TÜRKÇESİ VARKEN...

Dilimizi Kirletenlere


Kendini bilmez, duyarsız kişilerin, günden güne artan bilinçsiz ve sapkınca bir yabancı dil hayranlığı içerisine düştüklerini görüyoruz. Oysa onlar, bu davranış ve özenti ile başlayan aymazlıkla, dilimize verdikleri zararın yanı sıra ne kadar acınası ve gülünç duruma düştüklerinin ayırdında bile değiller. Kişilerin kendilerine olan güvensizliklerinden ve eğitim aksaklıklarından kaynaklanan bu özenti, dili günden güne kirletmekte ve yozlaştırmaktadır. Hele bu tür kirliliğe neden olanların başında yer alan, kendilerini "aydın" diye adlandıran kandilleri sönüp de karanlıkta kalasıca bir kesim var ki onlara söyleyecek söz bulamıyorum. Sözümün yokluğundan değil suskunluğum, aksine çokluğundan. Cahilin bahanesi belli âliminki ne ola? Oysa onlardan beklenen, örnek alınası kişiler olmaları değil midir?

Yabancı dile ve yabancı dil öğrenmeye karşı olmak ne mümkün! En az kendi dilime saygım kadar bütün dillere saygı duyarım. Ama yabancı dil öğrenmek başka, yabancı dili kendi dilinle karıştırmak başkadır. İşte işin özü de burada. Yerli yersiz ve genellikle yanlış vurgulamalarla seslendirilen el dilinden devşirme sözcükler, asıl kaynağına bile ters düşen yapılarda yozlaşarak dilimizde yer edinmeye başlamıştır. Bu da yetmezmiş gibi Türkçe söylemlerin arasına serpiştirilen bu asalak sözcüklerin sonuna veya başına eklenen Türkçe ekler veya sözcüklerle “bellekmemory, çekirdekshop, CARdesh (kardeş), pratick çözümler…” gibi piçleşmiş yeni sözcükler oluşturulduğunu ve anlaşılmaz bir çokbilmişlik edasıyla kullanıldığını görüyoruz. Böylesi sözcükleri türetmeyi ve kullanmayı marifet belleyen ve içine sindirebilen bu kişiliksiz kişilerin azınlıkta olmasına rağmen cehaletin cesareti olsa gerek ki sesleri duyarlı çoğunluğunkinden daha gür çıkmakta ve maalesef ne acıdır ki baskın olmakta, kabul görmektedir. Bizler, dil konusunda duyarlı olduğunu söyleyenler, genellikle bu azınlığın acınası zavallılıklarını buruk bir tebessümle geçiştiririz. Aslında bu tebessüm, söylemek isteyip de söyleyemediğimiz pek çok duygunun basitçe dışa vurumudur. Pek çok şey söylemek isteyip de söyle(ye)memek, "Bana ne, hangi birini düzelteyim, balık baştan kokmuş." diye umursamaz bir tavırla olayı geçiştirmek, kelimenin tam anlamıyla vurdumduymazlık değil midir? Oysa olaya anında tepki göstermek, ilgiliyi uyarmak, her ne pahasına olursa olsun dile özen gösterilmesi için çabalamak, bu dil benim diyenlerin boynunun borcu değil midir? Susmak ve olayı görmezden gelerek geçiştirmek en az dil bozguncuları kadar dile zarar vermenin ve dil hainliğinin ta kendisi değildir de nedir?

Asırlar boyunca özenle kuşaktan kuşağa aktarılan, geçmişin izlerini taşıyan değer yargılarımızla gururlanan bizler, "Gelecektekilerin de geçmişleriyle gurur duyma hakları var, olmalı." diyerek aynı değerler çerçevesinde bu emanetlere sahip çıkmak ve onlara hıyanetlik etmeden geleceğe aktarmakla yükümlü değil miyiz? Eğer onlara da onurlu bir geçmişin izlerini taşıma gururunu yaşatmak istiyorsak, üstümüzdeki yükümlülük gereği emaneti gereğince ve özenle korumak ve yaşatmak zorundayız. İşte bu nedenle üstünde durmamız gereken en önemli nokta, bir toplumun kimlik ve kültür birikimlerinin yansıması olan "dil"dir. Bir ulus, dilini yitirdiği anda ne kadar derin köklere sahip olursa olsun; suya hasret asırlık bir çınarın dökülen yaprakları, kuruyan dalları gibi tüm değer yargılarını birer birer yitirmeye ve sonunda kuruyup yok olmaya mahkûmdur. Bu gerçeği görmek, bilmek ve dilimizi koruyup ona saygı duymak zorundayız. Bu doğrultuda yapılması gerekenlerin başında, dili yabancı sözcüklerin sinsice saldırısından koruma gayreti yer almaktadır. Bu da özen isteyen bir konu olup abartıya kaçılmadan ve yanılgıya düşülmeden bilinçli bir şekilde yapılması gereken bir iştir. Amaç, birilerine kızıp, olayı kişiselleştirip, siyasallaştırıp asırlar boyu bu dilde barınan, dilde yerini almış ve artık bizim olan, bize hizmet eden, bu ulusun kültüründe iz bırakan sözcüklerle cebelleşmek, onları dışlamaya kalkışmak değil, yıkıcı güçlerin sinsi emelleri doğrultusunda dilimize sokulan sözcüklere karşı verilen uğraş olmalıdır. Bu uğraşın hedefi de önce “dur” demek, sonra kendi içinde “sen-ben” demeden “biz” olup sorunlu ve tartışmalı sözcüklerle ilgili çalışmalar yapmaktır.

Elbette zaman içerisinde diller arası sözcük alış verişi olmuştur ve olacaktır. Bu, dil olgusunun kaçınılmaz bir yaşam gerçeğidir. Dil yaşadığı, var olduğu sürece kendini yenileyecek, yeni türetmelerle zenginleşecektir. Ama bu yine kendi kök ve ekleri ile gerçekleştirildiğinde ana dili tadında, güzel, anlamlı ve bizim olacaktır. Dünyanın en işlek dillerinden biri olan dilimizin kök ve ek zenginliği, anlam bulgusu tıpkı satranç oyunundaki hamleler kadar sağlam kurallara ve sınırsız boyutlara sahiptir. Kendiyle barışık olamadığı gibi diliyle de barışık olamayan ve dilimizin zenginliğini görmezden gelenlerin, çıktıkları kabuğu beğenmeyen küçümser tavırlarla dile dil uzatmaları, onların zavallılıklarının, yetersizliklerinin ve en önemlisi, aslını inkâr eden satılmışlıklarının göstergesidir.

Bunca laftan sonra hâlâ "Boş ver dostum, bir sözcükten ne çıkar, bize bir şey olmaz, bunları biliriz, biliriz de yine bildiğimizi okuruz." diyecek kadar duyarsız kalabiliyor, yaşananları görüp de görmezden gelebilecek kadar bakar kör olabiliyorsanız ne dense azdır. Eğer hâlâ bu yaşadıklarımızın ayırdına varamıyorsanız gerçekten sözün bittiği yerdesiniz demektir. Yalnız şunu unutmayın: Bir sözcükten ne çıkar diye küçümsediğiniz o sözcüğün dile olan etkisi tek başına belki bir fiske kadar bile olsa zaman içerisinde artarak çekiç ve balyoz şiddetine erişecektir. Bugün dilini kirletenlere göz yuman, meydanı onlara bırakanlar, yayılımcı (emperyalist) güçlerin kültür balyozunun ağırlığını tepelerinde hissetmeye başladıklarında iş işten geçmiş olacaktır. İşte o zaman bağırıp çağırmanın hiçbir anlamı olmayacaktır. Çünkü görüşlerinizi, duygularınızı yansıtmaya çalıştığınız sözcükler tepenize inen o balyozun -bir zamanlar küçümsediğiniz- küçük fiskeleri, siz de isteseniz de istemeseniz de onların birer piyonu durumunda olacaksınız. İş işten geçtikten sonra dövünmeler boşunadır. Rüzgârın önüne kattığı bulut misali savrulmaktan ve dağılmaktan başka bir seçeneğiniz, çıkış yolunuz kalmayacaktır.

Gelin sözün bittiği yere gelmeden bu gidişe bir “dur” diyelim. Atlası kirleten yabanın tozudur. Giysilerimizdeki tozu savururcasına, kara bir bulut gibi dilimizin üstüne çöreklenen bu illeti de savurmaya gayret gösterelim. Yılmak, yıkılmak demektir. Bu toplumun bireyleri olarak yıkılmamak için sorumluluklarımızın bilinciyle bir ilke etrafında birleşelim ve yılmadan, bıkmadan üstümüze düşeni yapalım. Hedef, kuşaklar arası uçurumların ortaya çıkmayacağı, herkesin anlayabileceği, duru ve temiz bir dile sahip olmak ise bu ilkenin özü de şudur: Türkçesi varken el diline ne gerek?


Saygılarımla

Tahsin MELAN

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türkçesi varken ile ilgili...
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
3. sayfa (Toplam 3 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2